Yükleniyor.


 
 adlermut

Tarih 31.01.2011 08:27
İzlenme Sayısı 2419
Üyenin tür ile ilgili yorumu
 Yapılan Değerlendirmeler 

Tirvana 19.06.2011 20:43
Mehmet Bey uzun zamandır takip ediyoruz Pars la ilgili değerli bilgiler geliyor sizden. Keşke daha önce yaptığınız gibi "memeli forum"da Pars adına açılan sayfa altına ekleseniz, onun hakkında bilgi arayanlar daha kolay ulaşabilirler. Hatta buraya eklediklerinizi oraya alabilirsiniz. Emeklerinize sağlık...

leopar7 18.06.2011 21:02
k.maras yesilyurt köyü amanoslarin dogu yakasinda. bu bölge yakin gecmiste leopar yatagi oldugu gibi bir 100 yil öncede aslanin yasadigi anadoludaki son bölgelerden biriydi. ki dogsundaki adiyaman besni, gölbasi, urfa birecik yöresinde hatta firat vadisinde de aslan kaydi var idi 150 sene önce,

"Kuzeydoğu kısmı olan sarınç'ın alt kısmında sırtlan ini bulunmaktadır.Eskiden ormanlarında aslan,sırtlan,kaplan,kurt,tilk i,tavşan,kınalı keklik,ger kekliği,bıldırcın ve karataka bulunmaktaydı.Ormanların bilinçsizce yok edilmesi ve suların köylere çekilmesi ile bu hayvanların nesli tükenmiştir.
Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir."

leopar7 11.06.2011 13:52

leopar7 | Sil 11.06.2011 13:39
serkan bey o ölcü alinan ayak bir cocuk ayagi olmali :)

Bakin ama o hesap söylede yapilabilir, bu olaydan 60 sene sonra böyle bir hesap yine yapilmisti, hatirlarsaniz :)

42 den 20 cikti ettimi 22;
22 nin bir ikisini atarsiniz ettimi 20,
17 iyle carparsiniz oldumu 3,40 m,

nedir bu? Türkiyenin en büyük leoparinin boyunun ölcüsü

saka bir yana 3,90 m ölcülerinde olani vurulmus egede. su mantolu hasanin üstündeki leopar, dev bir leopar olmali kafasinin büyüklügü bile bize fikir vermeye yetebilir. Ayrica Iranda disi bir kaplan boytunda leoparlar görülmüs.


fakat buradaki 17 ayak tabii ki masal :)

SERKANSATI 11.06.2011 00:30
"ANADOLU PARSI'NIN BİZİM KÖYDE YILLAR ÖNCE BULUNDUĞUNU VE BİR TANESİNİN KÖYÜMÜZ KOVANLIK
DENİLEN YERDE GÜDÜK ALİSİ TARAFINDAN TEK KURŞUNLA OZAMANKİ ADIYLA(SÜRSAT)OLAN TÜFEKLE VURULDUĞUNU PARSIN BOYUNUN BURNUYLA KUYRUK UCU ARASINDAKİ MESAFESİNİN 17 AYAK GELMİŞ OLDUGU SAYIP AGA(ATICI)TARAFINDAN NAKLEDİLMİŞTİR. "

Cahilliğime verin ama onyedi ayak kaç cm gelir arkadaşlar? Gerçekten merak ettim. Sanki biraz abartılı mı anlatmış eskiler...

leopar7 10.06.2011 22:18
Milasin leoparlari; sene 1930 -50 arasi; Icme köyü

MİLAS’A SODRA’DAN GİDER-GELİRDİK
Eskiden cip, minibüs, taksi mi var? Eşeklerle Milas’a gider gelirdik. Eşeklere bir dolu, iki dolu darı arıdır(yükler), yaveş yaveş dağdan aşarak Milas’a giderdik. Eskiden şimdiki gibi yol yoktu. Buradan, doğru tepeye, tepeden aşağıya inerdik. Buradan patika yoldan gider, Gümüşkesen anıtının yanına, Yahudi Mezarlığının olduğu yere varırdık. Ordan da şehre inerdik. Bu yoldan gelir giderken karşımıza kaplan, sırtlan çıkar diye çok korkardık…
Bizim Milas’a ulaşmamız hep bu şekilde olurdu. Ovadan bir yere gitmemiz mümkün değil. Ova batak… Hayvanla-mayvanla gitmenin imkânı yok.

BU DAĞDA KAPLANLAR YAŞARDI
Sodra dağı eskiden de böyleydi. Yani çok ağaçlık değildi. Burada bir kaplan yaşardı. Köyün yanına kadar sokulur, böğürürdü. Güpe gündüz gelirdi. Yanına kim yanaşabilyo, korkudan… İnekleri-danaları biz eskiden dağa salardık. Onlar orada otlanırdı. Zaman zaman hayvan sayımız eksilirdi. Biz bunları, kaplanın yediğini düşünürdük. Kaplan bizim çok malımızı yedi. Kaplanı öldürmeye de cesaret edemezdik, korkardık ondan. Canavarlar(kurtlar) vardı. Onlar ailesiyle, sürüyle gezerdi. Bunlar bizim kaç tane hayvanımızı yedi. Sırtlanlar vardı. Onlar da tavukları yerdi. Eskiden buraları çok güvenli, tekin yerler değildi.

BU OVADA BALIK, ÖRDEK ÇOKTU
Bizim ovada su çoktu. Sazlık, bataklık çoktu. Bu ovada balık, ördek, her çeşit kuş çoktu. Bir kuş cennetiydi burası. Meke dolu çayda. Sürüyle uçarlardı. Bi uçtular mı, “Hurrrrr….” Sürüyle uçarlardı. Bu ovanın üzeri, kuş sürüsünden geçilmezdi. Zaman geçtikçe bunlar azaldı. Bazıları başka yerlere göç etti. Ördeğin küçüğüne civil denirdi. Civil ördekler de uçtu mu, “Hürrrr…” diye ses çıkarırlardı. Kanat çırpışlarından bu şekil bir ses çıkardı.

leopar7 04.05.2011 21:45
yine hataydan, samandag ilcesi;

köyüm hatay samandağa bağlı fidanlı köyüdür.eskiden köyümüzde birçok hayvan türü yaşarmış.anadolu parsı,kurt .ayı.sırtlan bu hayvanlardan bazılarıydı.tabi eskiden dediğim 35 40 yıl öncesiydi.anadolu parsını da bana dedem anlatmıştı.sanırsam 1970 veya 1971 yılıydı.dedem bir kış günü çulluk beklerken anadolu parsı görmüş .aralarında da 10 metre filan varmış.zaten dedemin avlandığı yerde birkaç kişi daha olduğu için hayvan ürküp kaçmış dedem gördüğünde de hayvancağız hızla koşuyordu.hatta anadolu parsı köyümüzde daha önceleri ade görülmüş.gene bir arkadaşımın dedesi bir anadolu parsını ağzında yaban keçisi,ağaçlık bir yerde hızla kaçarken görmüş.bu olayda sanırsam 55 56 yılönceydi.bu gün köyümüzde değil anadolu parsı avlayacak kuş türleri bile görmek zor.bu olaylar yaşandığında köyümüzde ancak 100 150 kişi yaşıyordu.şu an ise köyün nufusu 2000 e yaklaştı.zaten başta keklik,sülün,bıldırcın gibi kuş türleri ve diğer hayvanların nesilleri tükenddi.bunun sebebi ise yeşil alanların yok olmasıdır.ayrıyeten kaçak avcılık da köyümüzdeki hayvanların tükenmesinde etken.ama şuan köyümüzde anadolu parsı olmasa bile az da olsa çakal,tilki gibi yaban hayvanlarını görüyoruz.ayrıca domuz da çok var.ayrıca geçen sene iki üç defa sırtlan görmüşler

leopar7 04.05.2011 21:41
bu sefer kayit hatay samandag senköyden,
sene 1950-60 olmali,

"ANADOLU PARSI'NIN BİZİM KÖYDE YILLAR ÖNCE BULUNDUĞUNU VE BİR TANESİNİN KÖYÜMÜZ KOVANLIK
DENİLEN YERDE GÜDÜK ALİSİ TARAFINDAN TEK KURŞUNLA OZAMANKİ ADIYLA(SÜRSAT)OLAN TÜFEKLE VURULDUĞUNU PARSIN BOYUNUN BURNUYLA KUYRUK UCU ARASINDAKİ MESAFESİNİN 17 AYAK GELMİŞ OLDUGU SAYIP AGA(ATICI)TARAFINDAN NAKLEDİLMİŞTİR. "

leopar7 26.04.2011 20:46
akcakocadaki kaplandedinin bir benzeride; izmir tiredeki kaplan köyde varmis orada da bir kaplan dede yatiri var.

ki bu kaplan köy alman zoolog H.kummerlovanin 1956 daki anadolu leopari ile ilgili yaptigi gezide andolu leoparinin izine rastladigi köy.
zaten o gelmeden birkac ay önce köy arazisinde güpe gündüz görülmüs. sonra köylüler leoparin bulundugu, görüldügü araziye götürüyorlar hem diskisini hemde cok kesif idrar kokusunun oldugu alanda leopari göremiyor ama leoparin bölgede yasadigina kesin kanaat getiriyor.

leopar7 19.04.2011 15:14
1920 li yilarda antalya Serikin yaban hayati, büyük ihtimalle 1950-60 lara kadar böyle devam etmistir. Cesit, cesit av yöntemleri anlatiliyor.

O kadar zenginligi ve bollugu hic yok olmuyacak sekilde yok etmisler. Bir tane akilli, yürekli merhametli vicdanli insan cikipta su memlekette durun biz ne yapiyoruz dememis, diyeni de susturmuslar yad ciddiye almamislardir. Gecmisten ders alalim arkadaslar.

AVCILIK

Halkın spor ve eğlencelerinden biri de avcılıktır. Çiftçi harmanı kaldırıp, samanı çektikten sonra susam, pamuk hasat vaktine kadar iki ay boş kalır. Bu sırada tavşan, duraç, öveyik vesair avların tam vaktidir. Keza buğday tohumlarını atıp, kış bastırdımı, şubata kadar iki ay daha boş kalır. Kaz, ördek, meke, balık avlarının zamanıdır. Vahşi avlar zamanı da bu vakittir Başlıca av hayvanları şunlardır: Keklik, Güvercin, Kepelden, Bıldırcın, Duraç, Öveyik, İncir kuşu, Arı kuşu, Kaz, Ördek, meke, Toy. Başlıca yabani hayvanlar şunlardır: Tavşan, Domuz, Kunduz, Porsuk, Tilki, Çakal, Vaşak(Yabani kedi), Sansar, Kurt. Dağlardan ayı ve kaplan (Pars), sırtlan indiği olur. Balık; Köprü ve Aksu ve Belekte Acısu çaylarında denizden giren balıklar vardır. Deniz balıklarının hepsi varsa da bilhassa kefal, Levrek, Mentik çok çıkar. Kumköyde Beşgöz bataklığında kefal, sazan bol bulunur. Körü çayının kuytu yerlerinde halkın rağbet etmediği uzun yılan balıkları pek çok olup Arap gemileri geldiği zaman onlar sevinçle bol bol avlanırlar.(179-SERİK) Balık avcılığında usuller: Darp usulü: nehrin dar bir yerine kazıklar çakılıp, çalılarla örülerek bir bent (Baraj) yapılır, bu bendin tam ortasında balıkların geçebileceği kadar bir delik bırakılır, buraya bir çuval bağlanır, nehrin yukarısından başlanarak aşağı doğru suda gürültü yapılarak balıklar bende doğru kaçırılır. Yahut çayın yukarısına sütleğen denilen zehirli bir süt ifraz eden ot doğranır. Balıklar suyun zehirlendiğini anlayınca telaşla aşağı doğru kaçarlar, bende gelince delikten geçer çuvala girerler, çuvalın başında bir avcı bekler, çuvalın altında el girecek kadar bir delik vardır, buradan gelen balığı tutarak sahile atar, o kadar çok balık gelir ki delikten geçemez, geri döner yukarısı zehirlidir gidemez kendini karaya atar. Karada da bir avcı bekler, buda gelip te çuval deliğine girmeyen balıkları elindeki tahra veya elindeki zıpkınla yakalar. Denizde balık tutan bütün aletleri ve teşkilatı Belek köyü balıkçılarında vardır. Acısu adeta bir Dalyan gibidir. Buradan muntazam balık tutarak nahiye merkezine ve Antalya’ya sevkedilir. Sathi ırmaklarda elinde tahra veya koca bıçak, veya zıpkınla giren avcılar, ürküp kaçan balıkları elindeki aletle vurup yakalarlar. Köprü ve Aksu çayları ve kendilerine karışan dereler, mebzul balık yeridir. Sürek avı: Nahiyenin her tarafında açılmamış fundalık arazi çoktur. Buralarda eti yenen veya derisi para eden yabani hayvanlar çoktur. Bu hayvanları avlamak için avcılar sürek avı yaparlar. Bir veya birkaç köyün avcısı birleşerek bir ormanı basarlar. Esinti varsa rüzgara karşı bir yede avcıların ustaları yüksek taş veya ağaç gibi yerlerde mevzii alırlar. Avcıların bir kısmı ise ormanı at nalı şeklinde çembere içine alarak, çeşitli gürültülerle mevzi alan avcılarında bulunduğu tarafa doğru dağılmaya başlarlar. Bu sırada ormanda bulunan yabani hayvanlar sağa sola kaçacak olursa derhal vururlar, uçacak kuşlar da avlanır. Asıl daramada hayvan; en selamet açık tarafa kaçan, rüzgara karşı oldukları için kokuları gelmiyen mevzi almış avcılar boğazını emin sanarak oraya kaçacağından oradan geçerken iki tarafından gelen kurşunlardan kurtulamaz. Yabani domuzların derileri dahi alınmaz. Balık avlarında , sürek avlarında hazır olanlar arasında kardeş payı bölüşülür. Alaca avı: Bu av keklik, kepelden, güvercin içindir. Bayrak büyüklüğünde bir beze kedi pençesi şeklinde koyu kahve rengi basmalar yapılır ve bu bez bir çerçeveye gerilir. Ortasına bir yarık (180-SERİK) açılır. Avcı elinde alaca yarığı tüfeğini sürüp bekler. Bu kuşlar alacayı görünce arkasındaki insanı dahi hiçe sayarak karşısında ötüp perendeler atmağa başlar ve avcı da rahatça tüfeğini kullanır. Köme avı: Bilhassa arı kuşu, incir kuşu, öveyik avlarındadır. Bu kuşların uçuşup eğlendiği sonbahar önü mevsiminde bir ağaç altına çalıdan avcıyı gizliyecek bir köme yapar. Elinde tüfek bekler. Ağaca sık sık kuşlar gelir ve avcı çantasını doldurur. Tavşan gibi bazı küçük hayvanlar da köme ve öneze denilen bu surette hazırlanmış mevzilerde beklenerek yapılır. Kışın göllerde kaz, ördek, toy, ve emsali kuşları avlamak için göl kenarlarında mevziler hazırlanır. Av köpeklerile gidilerek uçara kaçara tüfek atılır. Kışın göllerde çıplak bir at veya kısrağın arkasına düşüp gölde kaz ve emsali kuşların üzerine sürülür. Bu kuşlar arkasındaki insanı da görmez ve esasen bu hayvanlardan kaçmaz. Avcı bu suratla tüfeği menziline kadar pervasızca sokularak avlanır. Bir de kışın göllerde meşale ile avlanmak usulü vardır. Yaya veya kayıkla elinde meşale ilerleyen avcı göl kuşlarını, hatta elile diri diri tutar. Bu usul rumeliden gelen muhacirler tarafından öğretilmiştir. Avcılığın bazı tehlikeleri vardır. Elindeki tüfeğin çalıya takılarak ateş alıp avcıyı yaralaması, av arkadaşının, orman içinde av zannile arkadaşını vurması, sürek ve öneze avlarında yabani hayvan tecavüzüne uğranılması gibi. Sığır ve at cinsi hayvanların henüz ip görmemiş (yani ehlileştirilmemiş) olanlarını tutmak için de bazı usuller vardır. Okluk usulü: Bu işte tecrübe ve meharet sahibi oklukçu bir ata biner. Elinde üç metre uzunluğunda bir kargı vardır. Bu ip (urgan) eğerin özengisinin altına bağlanmıştır. Tutulmak istenen hayvanın peşine düşerek kovalamağa başlar. Nihayet bir tarafta kıstırıp elindeki kargının ucundaki ilmeği hayvanın boynuna geçirir. Hayvan kaçar. Fakat urgan boğazını sıkar, yere yıkılır. Oklukçu ve etrafında koşup duranlar yere yıkılan hayvanın üstüne çullanır. Bir taraftan ilmeği boğazından çıkararak bir taraftan da dört ayağını kıs kıvrak bağlarlar. Kement usulü: Bir erbab adam bir ağaç üstüne çıkar. Elinde ucu ilmek haline getirilmiş bir urgan vardır. Urganın bir ucu ağaca bağlanmıştır. Bir iki süvari de tutulacak hayvanı o ağacın altına sevki için kovalamağa başlarlar. Hayvan ağacın altından geçerken usta kementçi kemendi atarak hayvanın boğazına geçirir. Kementçi at (181-SERİK) üstünde kendisi kovalayarak kement atması mümkündür. İlmek usulü: Bu usul zarara giren hayvanları ve yabani domuzları tutmak içindir. Bir hayvanın tarla harımının bir tarafını delerek oradan zarara girmeye alıştığı görülür. Oraya hayvanın başı geçeceği yere bir urgan ilmek yapılır. Ve urgan bir kazığa bağlanır. Gece zarar yapan domuz ve sığır alıştığı gibi oradan geçerken ilmek boğazına geçerek, yakalanır. Kapan usulü: Kaplan, ayı gibi hayvanlar için dağ köylerinde büyük kapanlar kurulur. Ve derisinden istifade edilen ve ehli hayvanların parçalamasından korkulan bu hayvanlar ve kurtlar kapanla avlanır. Tavşan, sansar, porsuk gibi derisi kıymetli bir çok hayvanlar da küçük çaptaki kapanlarla avlanır. Kapan; çelik zenberekle techiz edilmiş iki demir çemberdir. Çemberin birisi çelik zenbereğin mukavemetine rağmen zorla kaldırılır. Ve diğer çembere tutturulur. Yol üstünde bir yere hafifçe toprakla örtülerek kurulur. Hayvan buradan geçerken kapana kaptırır. Zincirle kazığa bağlı kapanı alıp gidemez. Yoklamaya gelen avcı hayvan eğer ölmemiş ise ateş edip öldürür.








leopar7 12.04.2011 15:19
bak ne güzel söylemissiniz. sözde müslüman olmakla is cözülmüyor. o türkiyede ve suanda dünyada yasanan hali, örnek istiyorsaniz, bu milletin gönül erenlerinin, manevi lider ve önderlerinin hayatina bir bakin, onlarin terbiye ettigi nesillere.
Onlarin nasil yüceldigini, olusturduklari milletin nasil dünyada söz sahibi olup, dünya siyasetinde liderlige oynadigini unutmayalim!

Alin size akcakocali kaplan dede, merak edenler hayatini inceleyebilirler; ormanda buldugu yavru kaplanlari kendi elleriyle keci sütüyle besleyip takrardan ormana salan bir güzel insan, ha keza bursali Geyik baba, ha keza düzgünbaba,bunun gibi onlarca örnek var. Kainati ve alemi bir bilip , ahenk, düzen ve hikmetini anlayan, icindekileriyle koruyup, koklayip kiyamiyan, cevresine örnek olan ve bizlerede örnek olacak evrensel degerlerle sevgiyle kusanmis güzel insanlar.

Hem anadoluda, hem rumelinde onlarca örnegini görebiliriz bu deryalarin. Önce insan, bu ülkede problemlerin cözümü icin hep egitim deniliyor ama nasil bir egitim? O yetmiyor, yetmezde! Bir arpa boyuda yol alinamaz, ruhlara ve gönüllere inilmedikten sonra. Cift kanatli kus ucar, tek kanatli kusun uctugu görülmüsmüdür hic! Yani hem akla, hem ruha hitap etmek lazim. Birisi eksik kalir, doyrulmazsa yine sonuc alinamaz!

adlermut 11.04.2011 22:38
sözde müslümanız, din hoşgörüyü merhameti falan emrediyormuş,mert olmak diyormuş,yaradılanı sev yaratandan ötürü diyormuş vs vs ...sarı efeyi kahpece vuran ve tüketen yeryüzünde gururla gezen puştun adı insandır..dininin inancının düşüncesinin ırkının tarihinin önemi yok...

leopar7 30.03.2011 17:01
Bu sefer antalya- gündogmus ilcesinin Bayir köyü;

Köy sınırının kuzeyini belirleyen ALARA ÇAYI KÖY SINIRLARI İÇİNDEN EN AZ 15 km. AKMAKTADIR. Alara çayının balığı çok meşhurdur. Etrafında hiçbir yerleşim yeri olmadığı için bu çay hiç kirlenmemiştir. Suyun en az zamanında dahi her yerinden geçit vermez. Yine yazın en sıcak gününde dahi bu çay BUZ GİBİDİR. Yüzmek için girince çıkacak yer ararsın. Uzunca süre yüzemesin. Aksi halde dudakların morarır. Bir başka özelliğide, yasılıp her yerinden suyu rahatlıkla içebilirsin. Suyuna hiçbir kirli artık karışmamaktadır. Küçüklüğümde bazı derelere darp kurup balık tutulur, bazılarıda dinamit atardı. Özellikle her dinamitte bin- binbeşyüz civarında balık çıkardı. Bu balıkların en az üçte biri MERCAN BALIĞIDIR, DOĞRUSU ALABALIKTIR. Bu çayın sazan balığıda en az alabalık kadar lezzetlidir. Yine bu vadide bol miktarda ÇAYIN İKİ YAKASINDA YÖREDE GEYİK DENİLEN AMA DOĞRUSU YABAN KEÇİSİ BULUNMAKTADIR. Şu anda da yaban keçisini her an görebilirsiniz. Ayrıca çayın kenarında bugüne kadar hiç zarar görmediğimiz AYILARADA RASTLANABİLİR. Daha önceki dönemlerde yani benim çocukluğumda SABAH ÇAYIN KENARINA İNİNCE KUMDA BOL MİKTARDA AYI İZİNE RASTLANIRDI. Şuanda da bol miktarda olmasada yörede, özellikle alara vadisinde ayıya rastlanabilir. Daha eskilerde, 1915 lerde ARSLAN VE KAPLANDA bu vadilerde ve köy sınırları içinde görülmüştür. Çanakkale gazisi olan, KÖY ŞİVESİ İLE MUSTAFENDİ (MUSTAFA EFENDİ) (Mustafa YÜKSEL) Tuzak dediğimiz, köye 6 km. mesafedeki ekin tarlasına girilen bogazda KAPLANLA SİLAH OMUZUNDA OLDUĞU HALDE YİNE YÖRE TABİRİ İLE HAPAHAP KARŞILAŞMIŞLAR. Tarafların arasında 3 veya 5 m mesafe bulunmakta, silahına davranamıyor. Kaplan amcama,amcam kaplana bakıyor. Kendini toplayıp silahına davranıyor. Amcam sadece yine yöre tabiri ile ZINGIRTISINI DUYDUM DİYE ANLATMIŞTIR. Bayır böylesine zenginlikleri olan bir köydür. Yukardada söyledim ama çocukluğumda özellikle dut mevsiminde çakal sesinden uyuyamazdık. Kurt sürüler halinde dağda herkesin çokca karşılaştığı en doğal mahlukattı. Sansar tilki derisi için hep avlanmıştır. Şu anda ise YABAN DOMUZU KÖYÜ NERDE İSE İŞGAL ETMİŞTİR, YİNE YÖRE TABİRİ İLE TABİRİ CAİZSE KÖYÜ SÜRECEKTİR.

cedesen 27.03.2011 13:13
www.frmtr.com/genel/1639235-son-anadolu-panteri-bir-yok-olus-bir-yok-edis-oykusu.html

Son anadolu parsının öyküsü,1974-bağözü köyü-beypazarı-ankara
hikayeyi ilk olarak 2007 yılında dinlemiştim,o günden beri de aklımdan çıkaramamaktayım.

leopar7 26.03.2011 18:48
bursa- uludagdan leopar ile ilgili bir tarihi bilgi;

Dağın hiçbir vadisinde, eski zamanlara ait eserler bulunmaz; görülen yıkıntılar hep Bizans dönemine aittir. Misyalılar zamanındaki yaban domuzlarının soyları, kestane ve gürgen ormanlarında bol miktarda gıda bularak rahatça yaşarlar ve Müslümanlar bunları tutmaya değil, avlamaya da hiç meyilli olmadıklarından bu ormanlar içinde çok rahat bir hayat sürerler. Olimpus dağını yer edinmiş hiçbir yırtıcı hayvan yoktur; bazı yaban kedisi, kurt ve Türklerin kaplan dedikleri küçük leopar bulunduğu anlatılır. Vadilerde av kuşu boldur.

www.bursadakultur.org/charles_texier.htm

adlermut 28.02.2011 15:07
ben nif dağı taraflarını gördüm, orada inanılmaz derin vadiler ve sarp araziler var, yine gitmek istiyorum oralarda bir kamp planım var. Parsa yazık olmuş. Ancak bu millet doğaya sevgisiz, hala avcı toplayıcı dönemde yaşıyor. Son dönemlerde gelen vaşak ve geyik katli haberlerine bakın..birde gelmeyen haberler var..

leopar7 18.02.2011 18:21
1953 de izmir fuarindaki bir leopar kafesin acik birkaimasi ile kaciyor . bakicisi öldürülmemesi icin cok ugrasiyor ama 3 kahraman polis dinlmeyip vuruyorlar hayvani yaralan leopar polislere saldirip onlari hastanelik ediyor.

- Bu haberden sonra 1953 de degirmenderde käylüler ozamana kadar görülmemis büyüklükte bir leopar yakaliyorlar(kaplan) bunu izmir fuarina satmak istiyorlar. fakat fuar yönetimi yakin zamanda kacan leopar yüzünden almaya yanasmiyor. Bunun üzerine canli satamayinca öldürüp derisini aliyorlar. böyle iste o zamanin insanlari. Burda simd kim canavar olmayi hak ediyor bu ise yapan insan kilikli yaratiklar mi yoksa sucsuz günahsizleopar mi :(


ayrica 1951 de de avcilarin yakaladigi bir yavru leopar fotosu var.yine izmirden.

leopar7 18.02.2011 17:56
1955 yılında yayınlanmış bir gazete haberi:
Nif Dağı'nda iki kaplan etrafa dehşet saçıyor...
"Kemalpaşa, Nif Dağ'ında türeyen biri erkek, diğeri dişi iki kaplanın Kızılüzüm köyüne ait sürülere tecavüz ettikleri, çoban köpeklerini parçaladıkları ve sürülerin yayılıına mani oldukları malumdur."
Buraya kadar her şey normal. Ama sonrasını daha da dikkatli okuyalım.
"Son günlerde tecavüzlerini artıran bu vahşi ve korkunç hayvanların imha ve ifnası için köylüler Kuşadası'ndan meşhur kaplan avcısı Hüseyin Akçay'ı ücret mukabilinde köye getirtmişlerdir."
Şimdi dikkat!
Kuşadası'nda meşhur bir kaplan avcısı var. Ve Nif'e yani Kemalpaşa'ya getirtiliyor. Demek 50-60 yıl öncesi Ege Bölgesi'nde o kadar çok kaplan var ki, Hüseyin Akçay bu kaplanları avlıya avlıya meşhur olmuş..
* * *
"Meşhur avcı, köye gelerek Nif Dağı'nda tetkiklerine başlamış, kaplanların ayak izlerini, dolaştıkları mahalleleri, sığındıkları inleri bulmuş ve muayyen yerlere muazzam fakını kurmuştur."
Meşhur avcı profesyonel. Çevreyi gezmiş, gerekli gözlemleri yapmış, işinin gereklerini yerine getirip fakları, yani tuzakları kurmuş. Ancak bundan sonrası biraz ilginç..
Ve bu taraflarkimsenin dolaşmamasını emrederek köyün ağasına şu teklifte bulunmuştur:
"Bir tarihte yakaladığım bir kaplan yavrusunu 100 lira bedel mukabilinde Fuar Müdürlüğü'ne vermiştim. Bu kaplan ölmüş, Fuar kaplansız kalmışır. Burada yakalayacağım kaplanı size vermeyeceğim, öldürtmeyeceğim. Bir ihtiyacı karşılamak üzere Fuar Müdürlüğü'ne teslim edip bahşişimi de alacağım."
Bu arada yakalayacağı kaplanın da kendisine ait olacağını ve İzmir Fuar'ına satacağını, bir şekilde köyün ağasına anlatıyor.
* * *
"Vazife tehlikelidir. Her an ölümle karşı karşıyayım. Şayet parçalanırsam ruhuma her sene mevlüt okutulmasını, köylü kardeşlerimden rica ederim. Kurduğum faklar tehlikelidir. Etrafında dolaşmayın. Faka basacak olan kaplanların korkunç sedalarından ürkmeyin. Bana yardımcı olarak köünüzün cesur delikanlılarınikisini yanıma verin. Allah yardımcımız olsun."
Avcılar nasıl meşhur olurlar? İşte böyle. İşin hem teknik tarafını hem de duygusal tarafını iyi kullanıp hamasi nutuklar da atmasını bileceksin. Duygu sömürüsü yapmayı da ihmal etmeyeceksin.
Meşhur avcıya iki yardımcı verilmiştir. Kaplanların faka düşmeleri sabırsızlıkla beklenbaşlanmıştır.
Bundan sonrası meçhul.
Kaplanlar faka basıp yakalandılar mı, yoksa eceliyle mi öldüler, bilinmez...
Ama bildiğimiz bir şey var: Artık Nif Dağı'nda ve Türkiye'de kaplan kalmadı.

leopar7 18.02.2011 17:45
Miliyet arsiv;

3.4.1961 izmir nif daginda domuzlari avlayan leoparlardan bahsediliyor. domuz leslerine ormanda sik sik rastlaniyormus. domuzlar leoparlardan korktugu icin ovaya inip ürünlere zarar veremiyorlarmis. domularla leoparlar arasinda ne güzel bir denge vardi:(

birkac uyuz keci icin ciftcilerin dostu muhtesem leoparlari heba ettiler, kit akillilar! Simdi ise keci sürüleri, hayvancilik buna bagli olarak leopar icin var olan tehdit ortadan kalkti. Bu seferde leopar kalmadi. Leopar olmayinca y.domuzu asiri cogalip ürünleri tarmudar etti ciftciler ürün kaldirmaz duruma geldi egenin bircok yerinde. Kainatin var olan muhtesem düzenini bir bozarsaniz, böyle sonuclarinada katlanmak zorunda kalirsiniz. bu yanlisi düzeltmek yine bozan isanoglunun elinde

yine ayni yörede 2.111959.

2 kaplan avlanacak haberi veriliyor.biri disi digeri erkekmeis. ciftlesem mevsiminde vurmya kalkiyorlar
Ki bir sonraki ay da leoparlarin yavrulama mevsimiydi. yani her mevsim katletmisler, katiller. Simdi sira leoparin hesap sormasinda:!

leopar7 11.02.2011 18:25
o bahsettigim kocarli bölgesi ve muhtem cam fistigi ormanlari , kayalarin icinden patlamis fistik camlari en az 25 metre boylariyla, ki orman altida bitki örtüsüyle cok yogun, cok bereketli hey masallah, söylenecek söz yok. gündüz insnalarin gece yaban haytinin olsun alan .....

www.google.ca/url?sa=t&source=web&cd=12&ved=0CF4QtwIwCw&url=http%3A%2F%2Fvideo.mynet.com%2Fmcuneyt2003%2FCAM-FISTIGI-TOPLAMA-BELGESELI-BESPARMAK-DAGLARI-BA%2F1029244%2F&rct=j&q=besparmak%20daglari&ei=SVhVTeHIGMqRswbQsezrDA&usg=AFQjCNHBDRH-SEOGWUbmubHPETyBSyGnqQ&cad=rja

leopar7 11.02.2011 17:28
üstadim burasini bir yaban hayati mutlak koruma reserv alani olarak kabul ettirebilirsek su gelecek 5 senede muhtesem olur. ki ben umutluyum

ilk etepta önce alan koruma; ikinci etap otcularin yerlestirlmesi; ücüncü kendilginden olusacak. halkin bilinclendilmei calismlarini sagolsun zaten bölgede cok aktif olan ekodos dernegi yapiyor.

Gördünüzmü araziyi,texsas arizona gibi ama bir artisi ormani muhtesem florasi var. güney hattinda mugla ormanlariyla baglatili yol otoban sehir hicbirsey yok,

-birkere tarima elverisli degil, yani basinda aydin menders ovasi varken kimse o dagin getirecegi ürüne bakmaz. zaten toprak yok, Tas kaya magra in. Belki sirnakta hakaride olmayacak kadar fazla. Fazlasi orda olmayan orman cesitliligi, hem yaprakli hem ibreli ormanlar var , ya iklimi. alanda dolu kücük memeli vardir. en göze carpani oklu kirpi mesela.

-millet gecmisteki gibi gecimini keci sürsüne hayvanciliga baglamiyor keci zaten azalmis,

-genc nüfusu gecinmek icin turizm bölgesi bodrum, milasa kiyiya akmis, dag orman kyölerinde yaslilardan kimse kalmamis. yani aktif nüfus 1950-60 larin seviyesine inmis.

ve alan en azindan 100.000 hektarin üzerinde yollarla kesilmemis,, tarim alanlariyla, sehirlesme ile bozulmamis kapali bir bölge anadolunun neresinde var böyle bir potanyel alan. birde güney hatti tamamen ormnalik diger mileas ormanriyla baglantili. ormanlarin birde fistik cami olmasi halkin sahiplenmesini sagliyor. cünkü halkin bir ölcüde gecim kaynagi..

cok genis bir alani barindiran MP küre daglarinda bölge halkini da icine alan ciddi ve uluslarsai kuruluslarla desteklenen projeler uygulamaya konuluyor.IUmarim buradaki uygulamalar besparmak daglarina örnek olur.

yükseklerden, kiyiya assagilara bafa gölüne dogru inildikce tarihi antik sehirler, daglarin üzerindeki magra yazilarida cabasi.

Böyle bir yere nasil sahip cikilmaz aklin fikrin alacagi is degil. Pes yani. ki bircok kimsenin nerede oldugundan bile haberi yok yahu! hayret ki ne hayret.

hem tarih, hem doga, hem potansiyel yaban hayatinin hepsinin var oldugu dünyada kac yer vardir böyle?

adlermut 11.02.2011 15:34
ilk fırsatda ordayım...

leopar7 11.02.2011 12:30
birkac örnek gezi videosu basparmakdaglari üzerine,
gitmeyenler bölge hakkinda iyi bir kannat olusturabilirler. ben yakininda gectim ama cikmadim :( en kisa zamanda!

ic bölgeleri;

selcuk subesinin gezisi

www.zirvedagcilik.net/11-nisan-besparmak-latmos-faaliyet-fotolari-p-533.html?cPath=185_190

www.dailymotion.com/video/x867qy_beyparmak-daylary-yuruyuyu-1_sport

burasi
sadec kiyi bölgesi;

www.dailymotion.com/video/xbyz2d_necessarily-must-follow-bafa-lake-w_lifestyle

simdi
neden 1940-50 lerde 30-40 leaopari i icinde barindirdigi daha iyi anlasiliyor sanirim. birde kocarli bölgesi var tamemen fistik cami ormani ha keza kizlcam aormanlarin oldugu mugla milas taraflari. Hazine gibi degerinden hicbirsey kaybetmemis muhtesem bir bölge! umarim bir 5 seneye kalmaz önemi cok daha iyi anlasilir, nadide türlerimiz ve yirticilarimiz icin.

bu daglar eski cakirci efenin saklandigi daglar binlerce askeri salsaniz oralarda saklanan kimseyi bulamazsiniz. hele leopari hicbir zaman!


leopar7 11.02.2011 12:11
sevgili ismail, bunlarin hikaye olarak kalmamasi, unutulamasi lazim. onun icin burada yayinlaniyor.

ABD de örnegin apalas daglarinda yani dogu yüzündeki muhtesem ormnalari ve yaban hayati 1930-40 larda tüketilmis.icinde ne kurt ne puma kalmisti, hatta geyikler bile minumua inmis simdi hepsinden cokca var, ormanda kendin bu süre zarfinda yenilemis,

ha keza alp daglari almanya isvicre ve fransa. c.b, dag kecisi, yaban kecisi,simdi milyonlarac olan geyikler bile yok olam seviyelerine gelmisti. kurt vasak zaten bitmisdi. simdi hepsi tekrardan canlanmya basladi. Almanyada ilk kurt tekrardan görüldügü, polanyadan geldigi zaman millet bayram etmisti.

Buyüzden Türkiyede ergec bunlari yapacak bizlerin en azindan temel attmasi, en azindan bir tas koymasi gerekli, bildiklerini paylasip gelecek nesilere ulastirilmasini paylasminin ypilmasi lazim.

bakin su cocuk kanallarina yabanhayatimizi tanitma, fikri aslinda muhtesem bir fikir. biranda gelecegin milyonlarac byüyklerine ulasiyorsunuz. hakkari semdinliden, edirne karaagaca kadar, gecenlerdeki TRT cocukdaki- vask ile ilgili haber cok hostu, bunun artirilmasi lazim

Leoparin anadoluda yasamsi hayal degil. hatta yanibasimizda bile!

cünkü istegi arzusu cok olan bir hayvan degil! inanilmaz yasama bagli, türünün devami icin herseyini ortaya koyan, hayatta kalbilmek icin ne bulursa yiyen, her türlü ortama uyum gösterebilen bir canli . insan haricinde dogal ortamda düsmanida yok eriskinlige gelince. önemli olan uygun cografi sartlarin ve beslenme imkanlarinin olmasi.

o yüzden sürekli besparmakdaglarini gündeme getiriyorum. simdi yasamasada, gelecekte türün anadoluda soyunu saglikli sekilde devam ettirebilecegi yegane yerlerden birisi. hatta toroslardan bile daha entersan,

cünkü yolun belin gelmesi hemen hemen imkansiz, sadece köy yollari var. o 1940-50lerde de vardi. alan 100.000 hektardam fazla, güneyden dogudaki ormanlara bagli, yerlesim yerlerinde, yani dag köylerinde yaslilardan baska kimse kalmamis. yani egenin ortasida unutulmus iyikide öyle olmus diyebilecegimiz bir yer, tarima elverisli degil, sayisiz magra ve in var g.dogu gibi, ordan cokdaha zengin bitki ötüsü sayisiz kücük memeli, var iklim flora muhtesem tek eksik önce alan korumasi sonra otcularin yerlestirilmesi. Zaten yaban domuzu var geriye yaban keci ve karecanin asilanmsi gerekiyor hepsi bu!

bir 5-10 sene lazim. insanlarin ikna edilip sartlarin olsuturulmasi icin. memlektte insanlari ikna etmek atomu parcalamaktan zor . ama bir yerlerden baslanmsi lazim. en azindan leopar koruma sahasi olabilecek bir alanin varligi bilinmeli, bu bile cok önemli. yaninda dilek yarimadasi var ama cok kücük. türkiyenin mutlaka büyük bir yaban hayati reserv potansiyel koruma alanina ihtiyaci var. icinde yok olan tüm türleri barindirabilecegi. Insanin icinden ahh israil diyesi geliyor.

Israilin elinde böyle besparmak daglari gibi muhtesem bir bölgesi olacak ve böyle sahipsiz birakacak haa...


adlermut 11.02.2011 07:47
Bu sonuçları acıklı, ancak okuması heyecan verici güzel hikayeler için çok teşekkürler. Bunları her gün okumak alışkanlık oldu. Hikayeler bitince özleyeceğim. Bunları kitap olarak basmak şart !

leopar7 10.02.2011 20:47

1950 deki populasyon yogunluguna bakarmsiniz, üüzülp kahrolamamk elde degil! simdi bu leoparlarin hesabin verin bakalim, sizde ölüp gittniz.haklari yerde mi kalacak:(

Besparmak dglarinin önemi burada da anlatliyor. simdi yok olsa bile gelecekte yasayabilecegi en yogun ve uygun mekanlardan biri, bir ikinicisi bulmak cok zor anadoluda. hem alan cok büyük, hemde her türlü siginip korunabilecegi yüzey sekilerine ve floraya sahip, yolun belin gelmesi imkansiz, tek eksik kaybolan otcullari; yaban domzunun yanina 2 otcul asilanacak hepsi Bu. kaylik ve sarplarda yasyabilen yaban kecisi, birdigeride cevreye cabuk adapte olup hizla cogalan bölgedeki düzlüklerde sulu vadi vadi tabanlarinda yasyacak olan karaca.ikiside artik anadoluda az degil hele karaca!

"Milas ve çevresinde, yaşadıklarımdan aktardığım gibi, parsın görüldüğü yerler oldukça fazladır. Orman ve makilik alanlardaki sakin, yolu olmayan, insan etkisinin az olduğu yerleri yaşam alanı olarak tercih etmektedir. Güneyde Ören yönündeki kırsal alan, parsın en çok görüldüğü yaşama alanlarından biridir. Batıda Ilbra Dağı ve devamındaki Büyük Menderes Nehrine kadar olan geniş makilik düzlüklerde yaşadığı bilinmektedir (Kumerlove 1956). Kuzeyde , Beşparmak Dağı ve çevresindeki alanlar ise doğal hayatın zenginliği sayesinde burası, Yörede parsın en çok görüldüğü yer olarak sayılabilir. Çünkü Beşparmak Dağı üzerinde yol bulunmayışı, yerleşim alanlarının çok az oluşu, zengin bitki örtüsü , ulaşımı engelleyen, boyutları devasa büyük granit kaya blokları ile kaplı oluşu, aynı zamanda bu kayaların oluşturduğu, korunaklı hayvan barınma yerlerinin çokluğu sayesinde Anadolu parsı için ideal yaşam alanıdır. Yöredeki tanınmış avcılardan Mehmet Akın bir yazısına “Beşparmak Dağı’nın çiçeği kaplan(pars)” diyerek başlamaktadır ( Bal, 2004). Hayvan çoğunlukla burada barınmakta, çevredeki diger alanlara ise avlanmak için gitmekteydi. Yapılan araştırmalar da bu olguyu doğrulamaktadır. Ilbra Dağı ve eteklerinde yer alan Kazıklı, Hisarcık, Çandır, Kurudere Köyleri ile Beşparmak silsilesi üzerinde ve eteklerindeki Bafa, Mersinet, Derince, Kandak, Sakarkaya, Çukur, Selimiye, Narhisar, Kılavuz , dağın kuzey aklanında Hatıpkışla Anadolu Parsının yoğun yaşam alanlarından ve çok görüldüğü yerlerdendir. Kılavuz yakınlarındaki Karanlıkdere’de bir mevkinin adı yörede parsa kaplan da denmesinden dolayı, Kaplançukuru olarak halen anılır.

leopar7 10.02.2011 20:36
milas yöresinden;

parsın insanlara her zaman saldırdığını söylemek zor. Hatta yöredeki bazı avcılar parsın korkak bir hayvan olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmektedirler. Çünkü hayvanla karşılaşan bazı kişiler , kendilerine saldırmadığını, sessizce uzaklaştığını söylemektedirler. Buna benzer bir anısını Babam Recep Alptekin’den dinlemiştim. Dönem 1938-39 yılları, karayolu ile ulaşım bölgede atla sağlanmakta ve Babam çocuk yaşlardadır, bir yaz günü, öğle üzeri Söke’den Milas’a atla dönmektedir. Söke Ovası’nı ve ardından salla Büyük Menderes nehrini aşıp Küreki Boğazını geçince Bafa Gölü’ne gelmeden yol üzerindeki bir kuyu başında durur. Hava iyice sıcaktır, atını yandaki Hayıt çalısına(Vitex agnus castus) bağlar, susuzluğunu gidermek üzere kuyudan su çekmeyi düşünür, ama çevrede kova vs yoktur, hep yaptığı gibi başından şapkasını çıkarır, atın ipini alır ve şapkaya bağlıyarak onu kova gibi aşağı sarkıtır. Suyu yukarı çekerken arkasındaki bir şeyin gölgesini yerde görür, temkinli bir şekilde hafifçe arkasına döndüğünde iri bir pars hemen arkasındadır, kayıtsız bir şekilde bakmaktadır, saldırmaz. Babam paniklemeden, şapkasını ve ipi bırakarak atına yönelir , ardına bir daha bakmaksızın uzaklaşır ama çok korktuğunu hep anlatırdı.

Parsın yavrusu ise insana yaklaşıp, sırnaşır, yırtıcı değildir. Halbuki Vaşak, Yabankedisi yavruları ise insana yaklaşmaz ve küçük yaştan itibaren yırtıcıdır. Pars yavrusunun bu özelliğini bizzat yaşadığımdan, paylaşmak istiyorum. Milas yakınlarındaki Selimiye Belde’ (eski Mandalyat Nahiyesi) ‘sinde ,1957 yılı Kasım ayı içersindeydi. Yılını ilkokul öğrenimimden, ayını da sonbaharda yörenin kırsalında , bugün de kırmızı renkli meyveleri lezzetle yenen Kocayemiş (Arbuthus unedo) ‘ meyvelerinin olgun olduğundan ve zevkle yediğimizden çıkartmaktayım. Babam’la birlikte o yıllarda evimizin yakacak odun ihtiyacını temin için Beldenin doğusunda ,yaklaşık 2-3 km uzaklıktaki makilik alana gitmiştik. Babamdan ayrılıp çevreyi merakla dolaşırken bir çalı grubunun yanında , o güne kadar ve daha sonra da hiç görmediğim bir yavru hayvan gördüm. Beni görünce hiç ürkmedi ve sevimli bir şekilde bana doğru geldi. Kediden biraz iri, kahverengi, sarımtrak , benekli bu sevimli hayvanı okşamak istedim ancak, gördüğüm hayvanlardan farklılığı nedeniyle çekindim ve Babam’a koşarak gördüğümü anlattım, mümkünse eve götürmek istediğimi söyledim. O da merakla benimle yavru hayvanın yanına geldi ve görür görmez ürktü. Bana fazla bir şey söylemeden hemen oradan uzaklaşmamız gerektiğini, bunun bir pars yavrusu olduğunu, muhtemelen annesinin çevrede, yakın bir yerlerde olacağını ve tehlikeli olduğunu söyleyerek, bir odun parçası bile aldırmaksızın, korku ile , koşarak oradan uzaklaştırdı. Benim yavru Anadolu parsı ile karşılaşmam ve tanışmam bu şekildeydi.
Daha sonra da 1961 yılında Milas çevresinde iri bir hayvan olmalıydı , avlanan büyük bir pars postunu , şehrin en işlek caddesi üzerine asmışlar ve günlerce sergilenmişti

leopar7 10.02.2011 20:29
besparmak daglarinda ki amansiz yok edilsi ve tükenisi :(

1962 yılında, Söke'li bir avcı Milli Park sırtlarında bir Anadolu Parsı vurarak, postuyla bir fotoğrafını çektirmiştir. Güzelçamlı ve Doğanbey köylerindeki yaşlıların anlattıklarına göre, l950-60'lı yıllarda geceleri öksürüğe benzer kükremeleri çok kereler duyduklarını, bu sesin bir canavara ait olduğunu söylemişlerdir.Büyük ve derin vadilerin olduğu ormanlar, çalılık ve maki kaplı sarp dağların olduğu Dilek yarımadası ve Beşparmak Dağları, Anadolu Parsları için çok iyi bir yaşam alanı olmuştur. Gün doğumu ve gün batımında etkin olan Anadolu Parsı tek dolaşmakta ve kaya oyuklarını barınma yeri olarak kullanmaktadır.
Beşparmak Dağları'nda keçi sürüsü güden bir çobanın anlattığına göre ”1960'lı yıllarda genç bir oğlandım.Keçi sürülerimiz vardı. Köyümüz Beşparmak'ın yamacında olduğundan, hayvanları daha yükseğe yaylıma çıkarıyordum.Köyde büyüklerimizden dağda kaplan (Anadolu Parsı) olduğunu öğrenmiştim. Dağa çıkarken çok korkardım ama bugüne kadar bana hiç denk gelmemişti. Bir gün yine sabah çok erken keçileri dağa çıkardım. Hava karanlık ama mehtap vardı. Resimli mağarayı (Prehistorik kaya resimleri, Beşparmak Dağları'nın birçok yerinde vardır.) geçince bir kükreme sesi duydum. Hemen kovanlığın (köylülerin, ayılar ballarını yemesin diye yüksek kayalıklara, taşlardan ördükleri yer) tepesine çıktım ve izlemeye başladım. Mağaranın içinden, uzun kuyruklu çok büyük bir kediye benzeyen bir hayvan çıktı. Kaplan dedikleri bu olmalı dedim. Korkudan dizlerim titremeye başlamıştı. Keçilerden birinin boğazını ısırdı ve öylece bekledi. Keçi debelendi ve bir süre sonra hareketsiz kaldı. Onu bıraktı ve arka arkaya tam 12 keçinin kanını emdi. Keçileri yemiyor, sadece kanını içiyordu. Köpek havlıyor, fakat yanaşamıyordu. Sonunda köpeğe de saldırdı ve onu parçalayarak yemeye başladı. Bu çok ilgimi çekmişti. Oysaki keçileri yememişti. Büyüklerime anlattığımda köpek etli tuzlu olduğundan çok severmiş. Bir de domuz mozalarını ve oklu kirpiyi de severmiş. O yıllarda çok az olan oklu kirpi, günümüzde çok bollaştı. Bunun nedenini ben kaplanın (Anadolu Parsı) yok olmasına bağlıyorum. Doğanın dengesini biz insanlar bozdu. Hayvanlarımızı öldürmesin diye, domuz mozalarından yakalayıp kesiyor, üzerine tarım ilacı sürüp, kaplanın(Anadolu Parsı) su içeceği yerlere bırakıyorduk. Kaplan da domuz mozasını yiyor, bir süre sonra ölüyordu. Yüksek kayalardan gelen kartallar, ölen kaplanın üzerine çullanıp büyük bir iştahla yiyor ve onlarda ölüyordu. Artık günümüzde ne kaplan kaldı, ne de Beşparmak kartalları. Bir keresinde, Pınarlık'ta suyun kenarındaki kumun üzerinde, tüysüz kıpkırmızı iki tane kedi yavrusu gibi enik gördüm. Köye gittiğimde dedeme anlattım. Onlar dedi, kaplanın yavrularıdır, bu hayvan yavrularını karıncalardan korumak için su kenarlarına doğurur, çünkü karıncalar sudan geçemezler dedi. Beşparmak Dağları'nın birçok bölgesinde buna benzer yaşanmış olaylar vardır. Bu dağlarda yaşayan yöre sakinleri, hayvanlarını yemesin diye yaşanan süreç içinde, fotoğraflarda görüldüğü gibi kaplan kapanı denilen bu tuzaklarla, demir kapanlarla, teknolojinin ürettiği tarım ilaçlarıyla ve tüfeklerle Anadolu Parslarının soyunu tüketmiştir.

leopar7 10.02.2011 20:27
d. akdeniz de soykirim bitmiyor 1950 lere kadar, 1970lere gelince koca populasyondan geriye birkac birey kaliyor:(

BÝR PARS ANISI
kadirlinin tahta köyünde 1970 yýlýnýn son baharýnda muhtemelen kasým ayýnda henüz 10 yaþýnda bir çocukken her zaman olduðu gibi köyümüzden biraz uzakta davar yayýyordum akþama doðru davarlarýn bir kýsmýnýn eksik olduðunu fark ettim babam beni döver diye çok korkup heyecanlandým hemen kaybolan davarlarýmý aramaya koyuldum
ayný günlerde köyümüzde komþularýmýzýn davarlarý geceleyin evden tuhaf bir þekilde kaybolmuþtu davarlar sanki buhar olup uçmuþtu köylüler; hangi vahþi hayvanýn 60 kilo davarý alýp 3 metre bahçe duvarýnýn üzerinden atlayabileceð ini düþünüp tartýþýyorlardý çok geçmeden kaybolan davarlarýn kýrýntýlarý ormanda aðaçlarýn yüksek dallarýnda asýlý olarak köylüler tarafýndan bulundu. davarlarýn kýrýntýlarý aðaçlarýn dallarýnda ne geziyordu köylüler buna bir anlam verememiþlerdi amcam Halil kösece bunu ancak bir kaplanýn yapabileceðini söyledi Halil amcam bize koçlu köyüne baðlý elmalý kayseri yaylasýndan meþhur avcý çatal alinin heçkeren kalesinde 7 tane kaplan avladýðýný anlatýrdý çatal alinin en son vurduðu kaplanýn 11 ayak boyunda olduðunu söylerdi
Bu anlatýlanlarý düþüne düþüne dokuzaðaç mevkiine geldim artýk hava kararmaya baþlamýþtý hava karardýkça daha çok korkuyor ve daha da çok hýzlanýyordum amcamýn anlattýðýna göre dokuz aðaç ve onun üstündeki yüce denilen yer; batýdaki aladaðlarý doðuya baðlayan bir geçiþ yeri idi. Daðlardaki Ayý kurt geyik domuz kaplan öþþek(kara kulak) vb bütün vahþi hayvanlar mutlaka dokuz aðaçtan geçip dýrýla oradan da gavur daðýna giderlermiþ. bölgede insandan uzak en tenha yer burasýymýþ
Ýþte tam dokuz aðaç ta Korka korka aramayý sürdürürken birden þimdiye kadar hiç görmediðim bir hayvanla göz göze geldim Kirli sarý renkte, siyah benekli, uzun kamçý gibi bir kuyruðu olan ve gayet çevik bir hayvandý Ben heyecandan dona kalmýþtým amcamým anlattýðý , komþularýmýzýn davarlarýný yiyen bu hayvan olmalýydý hayvan büyük bir çeviklikle sýçrayarak gözden kayboldu
Hiç arkama bakmadan Koþarak eve gittim
Bir daha da o hayvaný gören duyan olmadý

leopar7 10.02.2011 12:18
anadoluda görülen, en alt tabakadaki maki ve fundaliklardan alpin sinirina kadar tüm bireylerin yayildigi ve tek bir yerden toplandigi ender yerlerdendir Uludag. Ki kocaman bir araziye yayilan, hala büyük bir kismi dogal olan muhtesem ormanlariyla.

Böyle bir ormanin agri veya süphan daginda oldugunu düsünün. ki o daglar 17-18yy kadar ciddi manada ormanmis.ki cevresinde 100 lerce köy olmasina ragmen Nasil bir yabanhayati vardi ozamnlar kimbilir.



Tekrar uludaga gelirsek;

uludagi ve bursayi özelikle bu bölgenin yaban hayatinini bitiren ne yazik ki osmanlinin cöküsüyla yasanan yogun göcler olmus. 1870 lere kadar bursa balkanlardan ve kafkasyadan göc alsada dogal yapisin bir ölcüde korunmus. Nezamanki bir 93 harbi (1877-78) birde balkan savasi(1912-13) keskamesinde yasanan yikimlar ve yogun göcler sonucu milyonlarca insanin bu bölgeye akmasi, bursa ve uludag cevresinde bir anda yüzlerce köyün ortaya cikmasina yol acmis. Yani 30-40 sene icinde mantar gibi köy ve yerlesimyeri ortaya cikmis, ne yazik ki buna ne orman ne yaban hayati dayanir! Ki bu iki göcten önce yine cok büyük olan bir kafkas göcü birde kirimdan gelen göc var.cumhuriyet öncesi ve sonrasi Batumdan gelenler , sonra yine bulgaristan makedonya, sonra ülkenin diger bölgeleri derken derken. bölge dolmus tasmis

yani bukadar yogun göce ragmen ,Allahtan uygun dogal sartlarindan dolayi muhtesem ormanlari kendini cabuk yenilemis ve kendini bir ölcüde koruyabilmis. hatta 1960 lara kadar bile tek tük leopar kaydi var. ama daha sonra zirvelerine kadar teleferik yapilinca ip orada kopuyor artik.

iste kalanlar bir avuc geyik oda düne kadar koruma sahasi icinde idi, ayi, hatta karaca bile yok degil mi? olsa bile ok az. ki avrupada böyle bir dogal orman olacak ve icinde, binlerce karaca, alageyik kizil geyik gezmeyecek!

simdilerde dag köylerinde durum vahsi hayvanciligin azalmasi sonucu biraz düzelir gibi. eski kaynaklarda (1900 lerin baslarinda yaylalarinda binlerce koyunlar otluyormus. simdi kalmamistir sanirim. buda yaban hayati icin olumlu bir gelisme ayrica dag köylerinin nüfusunun azalma egilimde olmasi genclerin bursaya göcmesi diger artilar. orman bak. verilerine göre inegöl ormanlarinda da alan olarak ciddi artis meydana gelmis.son 10-15 yilda,

birde en önemlisi güneyden bölgenin diger ormanlari ve daglariyla baglantili olmasi, buda tamamen yok olusun önüne gecmis cok dogru bir tespit. aslinda uludag özellikle güney ve güney bati ve dogusu geleck vaat eden büyük yaban hayati potansiyel alanlari. artik bu bölgelerde bundan sonra tahribattan cok rehabilitasyon ve iylesme beklenebilir. Ki ben böyle olacagi kanatindeyim. bukadar genis bir cografyada birbirleriyle baglantili bu kadar yogun dogal orman barindiran bir bölge gecmsite oldugu gibi cok daha cesitli ve zengin yabanhaytini simdi bile rahatlikla kaldirabilir,
ciddi plan ve projelerle. Önce alan korumasi ondan sonra kaybolan ve sayilari azalan otcullarin bölgeye yerletilmesi. ondan sonra yirticilar problem olmaz.

adlermut 10.02.2011 07:44
Kumerloeve parsın yayılış haritasında Uludağ'ı şüpheli olarak işaretlemiştir. O bölgelerde çok dolaştım , yeniden oralarda varolması ne kadar heyecan verici, ancak çevresi yerleşim yerleriyle çevrili ve bir ada gibi kalmış Uludağ için nefes almak ne kadar zor. Batı anadolunun en muhteşem dağı maalesef yeterli korunmuyor. Uludağın yaban hayatını mümkün kılan şey onun inegöl tarafından domaniç dağlarına bağlı olan kütleleridir)

Uludağ orhaneli üzerinden m kemalpaşa,kepsut susurluk- çatal dağlarına , güneyden bir sıra yoğun ormanlı dağ zinciriyle Dursunbey alaçam dağ zincirine ( ki 1960 larda buradan bir pars kaydı vardır ) oradan güneyde Kütahya tarafına ve batıda Sındırgı ulus dağlarına ( buradan da bir kayıt var 1960 larda) ,dağ zinciri buradan sonra manisa ve izmir taraflarının kütleleriyle birleşir. Bir zamanlar görkemli ve güzel bir kütle olan soma sivrisinden de bir pars kaydı vardır . Şimdi oralar kömür madeni.

leopar7 09.02.2011 18:57
birde Bursa- M.kemalpasa dan

Balık pazarının yanındaki avcılar kulübüne gidip çay içer, duvardaki postlara bakardık. Postların en ilgi çekeni 1950’li yıllarda Uludağ’da vurulmuş bir Anadolu parsı postuydu. (bazıları vaşak diyor ama vaşak postu daha küçük olurdu.) Annemin babası Ferit dedemle 1940-1950 yıllarında ağızdan dolma tüfeğiyle avladığı iki ayı ve bir geyik postunu annem çeyizinde getirmişti. Geyik postu kardeşimde duruyor ama ayı postlarını İnegöl’den taşınırken bıraktık.

yine 1950 lerde orhangazi ilcesinde bir cobanin tarifine göre keci sürüsüne saldirmis olan bir leopar kaydi var. kaynak: milliyet gazetesi arsivi

moşe 08.02.2011 09:55
Bokböcüğü Remzi her işe girer define işinden ekmeğini kazanırmış Ceyhanlı Taarruz MusTafa isimli meşhur bir avcı da vardır.
Şİmdi ki torununun oğlu Av bayi işletiyor ben de lise yıllarında orda çalışıyordum .

Demesine göre Bokböcüğü bir kaplan yeri öğrenir , Mustafa ya söyler .Mustafa nın da Adana nın çok zengin Arap kökenli bir müşterisi vardır.Eğer kaplan derisi getirirse çok para vereceğini söyler ama ne para .Mustafa kaplanı şimdi bizim köyün aşağısında derenin orda sabaha karşı vurur , derisini bu müşteriye verir oda çizme yaptırır ayağına .

Cok zaman sonra bu zengin müşteri bir alacak verecek davasından öldürülür ayağındaki çizmeyi de gasp ederler .Sonra kardeşi düşer yollara bu çizmeye aramaya .Çizmeyi alanı bulur bu ayağındaki elik aynı abimin ki gibi der .Adam seslenmez .

Daha yazacağım şimdi köye gidiyorum :))

leopar7 07.02.2011 21:12
catal ali bakin ne diyor son ölüm döseginde ama ne yazi ki is isten geciyor;


"Kadirli’nin Ağaca dağ yakınında bulunan Turna dağı’na yakın yerinde Elmalı Kayseri’de Çatal Ali adında bir köylü yaşıyordu. Çatal Ali yakındaki dağda kaplan uluması duydu. Tüfeğini eline aldı, sesin geldiği yere gitti.Bir dişi kaplan yavrusu ile oynuyordu. Nişan aldı ve ana kaplanı vurdu. Kaplan can havliyle inleyerek çırpınarak öldü. Çatal Ali, avcılığının başarısı ile öğündü. “Kaplan vuran bir kahraman” gibi hikayeyi dilden dile anlattı. Belki de sadece vurduğu kaplanın derisini almış bir yakın dostuna hediye etmişti. Ve aradan yıllar geçti Çatal Ali hastalandı. Ölüm döşeğinde inliyordu. Sordular “Rahatsızlığın nedir?”. “-Vurduğum kaplan gözümün önüne geliyor. Masum bir canı almanın ne kadar kötü olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum” dedi. İnleyerek acılar çekerek son nefesini verdi. Kadirli ve Andırın diyarında dağlarda 1940’lı yılların sonlarına dek insanlar kaplan peşinde koştular. Pek çok yere “Kaplan koyağı” adını verdiler. Bir zamanlar siyaset peşinde koşanların iktidar kavgasına tanık oldu bu topraklar, geride acı ve gözyaşlarının hiç bitmediği hatıralar ve hikayeler bırakarak. Durna dağı ise o günlerin tanığı idi. Ama zamanla adını aldığı turnalar bile birer birer kaybolup gittiler. Geride sadece “Turna dağı” ismi kaldı. "


Orada o sucsuz yere vurduklari masum hayvanlarin, leoparlarin nice mahlukatin hakkini, hesabini nasil verecek bu insanlar, bir karincanin hakki bile yerde kalmayacak iken.

O yüzden devir , vurup, yok ,etme degil, koruyup kollama, sahiplenme zamani!

kainatin düzenini, ahenkini anlayip idrak edip onu oldugu gibi bozmadan gelecek nesiler teslim etme zamani!

yapilan hatalari ve yanlislari onarma ve düzeltme zamani!

yani zaman onurlu, sahsiyetli , bilgili,ileri görüslü, vicdanli sorumluk sahibi alan ve alacak olan yigitlerin zamani!

leopar7 07.02.2011 20:57
aci katliam haberlerine devam; dogu akdeniz ülkenin en zengin yaban hayatini barindiriyordu defalarca dile getirdigimiz gibi;

dedelerin yok ettigin torunlar tekrardan yasatacak sevgili Onur, bunun baska caresi yok, Orman var, dag var, magra, in, vadi var ama icinde ne sürmeli gözlü alageyikler,ne karacalar, ne kizil geyikler, nede toroslarin kuzey yüzündeki bolkarlarin, aldaglarin soylu yaban koynu kalmis, birde bunlarin pesinde gezen daglarin efesi, sari yörük anadolu leopari(Kaplan). onsuz o daglari ne tadi, nede tuzu :(

1930- 60 arasi dogu akdeniz bölgesinden kayitlar(adana-kadirli , Maras andirin, osmaniye-dörtyol nurdagi- amanoslar);

- kadirli yogunoluk köyü elmali kayseri yaylasinda çatal ali adli avcinin 1940 larda kurt gölü mevkiinde avladiði 12 pars var bir de koyuncu durdu (yagiz) in

-1930larda ayni mintýkada kerim yücesinde avladigi bir pars kayidi var (postlar mevcut deðil)

- yine kadirlide sitir köyü heyik mevkiinde 1960 lara ait bir avlanma kayiti var postu adana saimbeylinde

- dörtyol bölgesinde çaglalik ta ve karayilan da sincan köyündemancik kalesinde avci horoz ali avci ibiþ kaplankiranin babasi ve amcalari tarafindan avlanan 10 ,15 kayit var ,

- sari sekide degirmendere köyleri tarafindan avlanan 1960 lara tarafindan avlanmis 3 veya 4 kayit var(postlar mevcut deðil)

- birde gaziantep nurdagi (kömürler) tandirli köyü kalecik mevkiinde avci izci vakkas tarafindan biri avlanan biri de zehirlenen 2 pars var 1 adet post gaziantepte bir otelde imis.

leopar7 07.02.2011 13:50
sevgili Onur paylsimin icin cok tesekkürler. Bu bahsettigin zaman cumhuriyet öncesi sanirim?

Daha coklarini yenilerini de yazmayi unutma. Kaybolup gitmesin!
Bende kadirli andirin taraflarindan bilgiler vardi onlari önce bir bulayim sonra yüklerim gruba.

moşe 06.02.2011 17:58
Bir mühlet avcı olduğum ileri sürüldüğünden yazı yazmayı uygun bulmadım ama bilgi paylaşılmalı.
Cerit Aşireti yörük içlerinde ata en düşkün olanlardan bizim aşiret Bozdoğan la komşu aşiret nenemin demesine göre ana baba ayrı aynı imirin beyleri.(imir ; bölge , ahali ,halk , yakın olan )
Ceritler de çeşit çeşit at bulunur en güzel , olanlar sergilenir atlarda dört öge aranır uygun olanlar hediye etmek için komşu aşirete yollanır.
Göçebe yörük olan babamın dedesi Karadağlı Musa nın çok samimi ahbabı Sarıkeçili Atlı Fevzi ye böyle şahane bir at hediye edilir , o zaman kışları Mersin-Tarsus arası yazları Kayseri Yahyalı ya göçerler.
Bu göç sıralarında Göksu civarın da çok ca kaplan saldırısı olduğu ve vurulduğu söylenir .Öyle ki kaplan vurmak bir nam alma iişine bile dönüşmüştür.Kuyrugu çok varlıklı kişilere kırbaç yapılmıştır.

moşe 06.02.2011 17:30
Umut , Hareket , İş , başarı

leopar7 04.02.2011 15:51
Barsi bey kendi bölgemizdeki halki bilinclendirmek o zaten karsilikli diyaloglarla oluyor o cok güzel.

Her bölgede böyle 3-5 kardesimiz olsa cok büyük mesafeler kaydedilir. Ki bakin tramemde 1500 yakin yaban dostu arkadasimiz var. aslinda sayidan cok kalite önemli.
Ama ikiside bir arda olursa tadindan yenmez :)


Birde teknolojinin imkanlarini cok daha aktif sekilde kullanip (özellikle internet, facebook ve diger platformlarini) simdiye kadar ulasamadigimiz ama ne yazik ki senelerce yalan, yanlis, hurafe bilglerle bircok nadide degerinin yok olmasina yol acan ve sebebiyet veren kisi ve zihniyetleri uyarma,dogru bilgilendirme, kendi safhimza cekme imkanina sahibiz.

Bakin adamlar tunusta, misirda facebook ve internetle 50 yilin köklesmis, kokusmus statükocu zihniyetlerini yikiyorlar. Bunlari gözden kacirmiyalim lütfen. ki türkiyenin gencligi onlardan kat be kat ilerde!

Yeterki bu ülkenin gelecegine ve kendimze inalim. umutlu ve positif olacak cok seylerimiz var, unutmayalim :)

Lupus 04.02.2011 13:54
Mehmet Bey,
Kendi bölgemizdeki halkı bilinçlendirmeye çalışmak gibi bireysel faaliyetler dışında sizin haklı çıkmanızı ummaktan başka bir şey elimizden gelmiyor malesef.Yakın zamanda Keçi yetiştiriciliği ile ilgili yasalarda,ormanlara dezavantaj bazı girişimler oldu diye duydum ....İnşalah sonuç alınmaz.

Sevgilerimle,

leopar7 04.02.2011 13:09
Buradaki dostlarin cogu 30-50 yas arasi ve kendi tecrübelerini yaziyorlar ve cogu dogru! Özellikle yani 80,90 lari yasayip bilenler, ne demek istedigimi daha iyi anlayacaklar. o zamanlar kirsal kesimin okadar bilincsiz olmasinda devleti kurum ve yönetcilerinden, kaliteli yetismis insanlarina kadar herkesin büyük suc vardi. Sorumluk üstlenmediler!

Sadece sunu demek istiyorum Baris bey, o kadar umutsuz degillim ben hele köylere bile internet girdikten sonra 90- 2000 in sonrasi dogan nesilden ümütsiz olamamak lazim. cünkü degisim hickimsenin tahmin edemiyecegi boyutta ve hizla gelisiyor. O yüzden bilgisi olan bilen arkadaslarin mutlaka bilgilerini, tecrübelerini, yeni nesillerle cesitli internet platformlarinda paylasmasi onlari bilgilendirmesi lazim. bunu kendine vazife edinmeli! ileride bunun inanilmaz faydalarini görecegiz!

Leoparlarin vuruldugu zaman ile simdiki sizinde bildiginiz gibi cok farkli tv, hic bir dogru düzgün iletisim araclarinin olmadigi bir devirdi o zamanlar. Burada detaylara girmeyecegim milletin ac sefil devletin tam oturmadigi zamanlar. ki bu 1980- 1990lara kadar sürdü!

bakin sonra sivil girisimlerle, cabalarla bircok yerde orman ve agac düsmani köylü, önce agac ev romanla yasamayi barismayi ögrendi. demekki emek verince, dogru anlatilinca, yüreginizi ortaya koyup, halki inandirinca oluyormus.

80,90 larda hatta 200 lerde kurt ayi, vasak vurmak cok normaldi. simdi aninda tepki topluyor. avcilk sayfalarinda yorumlara bir göz atin son 3-5 sende gözle görülür bir bilinclenme yasaniyor. Ha diyeceksiniz yeterli mi degil tabi ki.. bu arada en nadide memlilerin kaybetti ülke ne yazik ki.simdi yapilacak olan bu gecmiste yasanan yanlisliklari nasil tersine cevirebiliriz. yok olan önce otcullari bir süre sonrada yirticilari tekrardan nasil eski yasadiklari yerlere asilayip, dogal dengeyi nasil tekrardan kurabiliriz. amacimiz bu olmali!

leopara gelirsek bir zamanlar en saglam popul. oldugu egede yasayabilmesi imkansiz degil. Ki sartlar tahminlerin aksine dahada iylesiyor. gecmiste yok olmasinin sebebi alan kaybi yollarin yapilmasi nüfusun artmasi falan falan degil. Sürekli bunlar dile getiriliyor.
resmen 1930-70 arasi katliam yapilmis. bölge halkinin cogunlugunun hayvancilikla gecindigi yillar. simdi durm 180° degisti.
yasananlar sunlar

- Nüfus dag ve orman köylerinde akif nüfus hizla azaliyor.
- daglarda ormanlarda gecmiste acilan tarla bag ve bahcelerin getirisi olmadigi icin tekrardan yabana karsiyor
- vahsi hayvancilik özelikle kil keci sürleri ciddi miktarda azaliyor.
- ormanlar alan olarak artiyor. özellikle sedir ardic ve mese ile ilgili cok ciddi calismalar var.
- ormanlara y. meyva fidanlari dikilmeye basliyor.
bunlari cogaltabiliriz...yani durum yabanin lehine degisiyor aslinda...
ama kaybolan türleri geri getirmiyor ne yazik ki!.
Onlarida rehabilite ederek bizler getirecegiz. önce alan korumasi ile baslayip,sonra kaybolan otcullari yerlestirmeye en son olarakda yirticilarin adepte edilmesiyle dogal denge saglanacak


Lupus 04.02.2011 10:03
İnsan sayısının artmasıyla,Ormanlara,dağlara,vahşi yaşam alanlarına tecavüz arttıkça ortaya çıkan ve çıkacak olan durum bunlar olsa gerek...Okudukça memleketin saf köylüsüne sinir oluyor insan.Memleketimin bu bilinçsiz kırsal Halkı nasıl çevre bilincine kavuşur bence durum çok ümitsiz...Bunlar kaplan hikayeleri eskiye ait.Birde güncel kurt,ayı vaşak hikayeleri var.Baharda kendi dağında Canavar(kurt )vuran avcıya Çoban kuzu hediye eder.Vaşaklar hala görüldükleri yerde vuruluyor.Nedenide Tavşanları tükettiği için...Vaşağa Tavşancıl derler Anadoluda bazı yerelde...Ayıların durumuda farksız....

leopar7 03.02.2011 15:16
-birde milasdan 1947;

Kaplanlar ve Ayılar
Sıcak, kayalık, sık bitki örtüsü arasında 1950'li yıllarda yaşayan kaplanları yöredeki yaşlılar anlata anlata bitiremiyorlar.
1947 yılında Kayadibi Dağı eteklerinde kedi gibi hırlama kükreme duyan köylüler dikkat kesilmiş. İnekleri gütmeyip dağa bırakanlar sürünün akşam olunca eksik dönmeleri üzerine silahlanıp sürek avına başlamışlar. 90'lı yıllarda Ören yerinde bekçilik yapan Osman Gürsoy'un anıları ise hayli ilginç:
1950 yılında Labranda'nın arka taşlık tepesinde akan çay'ın ortasına kaplan iki yavru yapmış. Bekçi şöyle devam ediyor: "9-10 yaşlarındaydım, o zamanlar çobandım. Ana kaplanın olmadığı bir anda yavruları görünce elimdeki tara ile kestim. Çocuktum bilemedim, kurt yavrusu sandım. Ertesi gün yine sürüyü götürürken deliye dönen ana kaplan sürüye daldı. Keçilerden birini gözümün önünde yedi. Daha sonraları bir çok çobanın keçisini hep yedi. 1951'de yine birgün sürüyle giderken keçiler kaplanı görünce çil yavrusu gibi dağıldılar, bu defa kaplan kaçtı. Gelip anlattım, köylüler kaplan ve ayıları vurmak için av partileri düzenlediler. Kurnaz hayvandı. Kendi barındığı yerde değil, dışarda avlanır, Antik Kentin yakınlarına gelip gizlenirdi. Sürüye dalınca hayvanın ciğerine saldırır. İlk önce ciğerini yerdi. Yiyemediği kısımlarını ağaca asar, acıkınca dönerdi. Dağda taştan yapılma kaplan kapanları hala durur. Eskiden Kaplanı yakalamak içine ciğer koyardık. Ayılar ise bal dolu kovanlara dadanmışlardı. Ayılar için ayı kovanlığı yani kayalar üzerine duvarlar örülür içeri girmesi engellenirdi. Çoğu vuruldu ve beslenme yetersizliği yüzünden şimdi ne kaplan ne de ayı kaldı" diyor...
Akdeniz'in son kaplanlarının içi doldurulmuş olanlarını İzmir Bornova'daki Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Müzesi'nde görebilirsiniz

leopar7 03.02.2011 15:13
devami;
--‘’Köpeklerle kaplan arasindaki mücadeleyi seyrederken tüfegimi nişan adlim,kaplani bir kurşunda yere sermek için müsait bir vaziyete düşmesini bekledim.Nihayet üzerine atilan köpeklere pençesile hücum ettikten sonra başini yere egerek bir an durdu.Tam firsatti.Kurşunu başina ateş ettim. Yirtici mahluk bütün ormani titreten bir çıglik kopardi.Iki ön ayagi üzerine çöktü. Çigliklar basarak ormanin derinliklerine dogru giderken ikinci kurşunu sıkıp sıkmamakta tereddüte düştüm,o vakit belki yarasi hafiftir,üzerime atilir,beni parçalar diye düşündüm. Kaplan,ormanin derinliklerinde feryat ediyor,inliyordu.Büyük bir sipa büyüklügünde olan erkek kaplanin bu feryatlara yetişmesi vaziyetimi büyük bir tehlikeye düşürebilirdi….Köpekleri alarak derhal köye geri döndüm. O gece gözüme uyku girmedi,büyük bir heyecan içersinde sabahi bekledim. Sabahleyin erkenden yanima iki silahli arkadaş ve ikide köpek alarak ormana gittim..Silahlar ellerimizde oldugu halde ormana daldik.Köpekler bizden evvel ilerliyorlardi. Kan izlerini takib ederek sık agaçlı ormanda güçlükle yol aldik,birden iri ve yirtici hayvan karşimiza çikti.Bizden evvel ilerleyen iki köpek ,onun cesedi üzerine çikmiş,kuyruklarini salliyor,tatli tatli havlıyorlardi.Orada kaplanin yuvasinida bulduk.Ormanda geniş bir yeri ,çok güzel yumuşak otlarla yuva haline getirmişti.Erkek kaplanin aniden çikip gelmesi ihtimali hepimize heyecan veriyordu.Bir arkadaşi gözcü koyarak etrafinda parçaladigi bir çok koyun ve sair hayvanlarin kemikleri bulunan yuvadan kaplani bir siriga bagladigimiz iple köye naklettik..Kurşun bogazinin bir tarafindan girmiş,diger tarafindan çıkmış,onu telef etmişti.Yuvada birgün evvel sürüden kaptigi benim koyunda parçalanmiş halde duruyordu.Zavalli koyunlar melaike gibi hayvanlardir.En istirabli anlarda bile seslerini çikarmazlar.Halbuki keçiler çok gürültücü mahluklardir..Ben eminimki ,gerek sürüden kaptigi ,gerek yuvasina götürüp parçaladigi zaman bu masum hayvan ,sesini bile çikarmamiştir.Şimdi kaplani Izmire getirdim,bakalim kaça satacagim..* *

leopar7 03.02.2011 15:13
katliam haberlerine devam. unutulmasin! Izmirden :(

Izmir vilayetindeki bazi ormanlarda tektük kaplan vardir.Bunlardan heryil birkaçı avcilar veya köylüler tarafindan vuruldugu için kaplan nesli zamanla bu havalide tamamen sönecektir.Kaplanlar köylerin içine pek giremiyerek kesif ormanlarda yaşamaktadir.Bunlarin pars oldugunu iddia edenler varsada yüksek avcilar ve mütehassislar ,kaplan olduklarinda israr etmektedirler.Son zamanlarda Urla kazasinin Efençukuru köyü civarinda Eskicioglu ormaninda bir dişi kaplan vurulmuştur.Bu kaplani,Küçük Mehmet oglu B.Ibrahim Kaplan adinda bir köylü vurmuştur..Şimdi köylüler ,erkek kaplanin dişisini ararken ,köye saldiracagindan endişe etmektedirler.Soyadi (Kaplan)olan B.Ibrahim ,kaplani avlarken büyük tehlike gecirmistir. Attigi kurşun ,eger bu müthiş,yirtici canavarin bogazini delip gecmemiş ,hafif yaralamiş olsayadi köylü ile kaplan arasinda büyük ve bogaz bogaza bir boguşma olacak ve bu boguşma hiç neticesinde şüphesiz kaplan zafer kazanacakti.Kuyrugu ile beraber 3 metre uzunlugunda,olan dişi kaplan şöyle avlanmiştir:Izmir havalisinde koyunlar kuzulamaga başlamiştir. B.Ibrahim Kaplanin 150 koyunluk bir sürüsü vardir.Koyunlardan ekserisi kuzulamak üzere olduklarindan B.Ibrahim o gün çobani Ahmedi yalniz birakmamiş,çifte tüfegini yanina alarak sürü ile birlikte gitmiştir.Sürü,Eskicioglu ormani kenarindan geçerken bir kaçişma olmuş,sürüyü koruyan dört köpek havlamişlardir.fakat başka bir şey görülmemiştir. B.Ibrahim ormandan çikan bir canavarin ,sürüden bir koyun kaptigini anlamiş,omzunda silahi oldugu halde o tarafa koşmuşsada bir şey görememiştir.O gün dört koyun kuzulamiştir.Akşam üzeri ,sürü agilina dönerken orman kenarinda yeni bir vak’a daha olmuştur.Dört köpek birden ormana saldirmiş,fakat tekrar geri kaçmişlardir.köpeklerden biri, yüzü parçalanmiş,kan içinde kalmişti. B.Ibrahim köpeklerin kaçtiklarini görünce,köylülerin ekseriya o havalide gördüklerini söyledikleri kaplanin orman içinde bulunduguna hükmetmiş,çobanina:--‘’Sende bana yardim et şu tepeliyelim’’Demiştir.Fakat çoban, bu teklife red cevabi vermiş:--‘’Ben sürüyü uzaklaştirayim,belki hücum eder’’ demiştir.B.Ibrahim çiftesine biri kurşun digeri saçma dolu iki fişek sürdükten sonra eli tetikde ormana dogru ihtiyatla ilerlemege başlamiştir.Bir taraftanda köpekleri (Kiş ! Kiş !) diyerek canavara hücuma teşvik etmiş,dört köpek birden ormana saldirmiştir. B.Ibrahim yan taraftan ormana daldigi vakit orada köpeklere saldiran kaplanla karşi karşiye gelmiştir.Hayvanin kipkizil gözleri,çok güzel bir başi vardi.Dişlerini göstererek haykiriyor,köpeklerin üzerine atiliyordu.Köpekler ,yirtici canavardan korkuyor,geri kaciyor,fakat sahiplerinin bir agaç arkasinda siper aldigini görerek tekrar hamle yapiyorlardi.Vak a nin alt tarafini B.Ibrahim Kaplan şöyle anlatiyor:



leopar7 03.02.2011 14:56
Arkadaslar bu baslik acilmis. ne kadar eski bilginiz ve fotonuz varsa ozaman yükleyelim buraya, sanilandan cok daha önemli bilgiler aslinda. yakin gelecekde yapilacak calisma ve alan korunmasi icin azami önem tasiyor. Olay sadec g.doguda yada ülkenin ücra kösesinde bir leopari cekip belgelemek degil.
Ondandan cokdaha önemli olan alan korunmasi. Taa g.doguya gitmeye gerek yok. yani basimizda hazine tasiyoruz ama onun farkinda degiliz. belki bir 100 sene daha gecse degismeyecek olan senelerce söylemekden yazmaktan dilemde tüy biten besparmak daglari var. burasi ülkenin belki en muhtesem yabanhayat potansiyel alani. Gidenler varmi bilmiyorum yakinindan gectim, en yakin zamanda gitmeyi planliyorum TR ye gelebilirsek ama kardesim gitti ayrica bölgeyi avcunun ici gibi bilen ekodosd derneginin baskani bahattin beyde sürekli malumatlar aliyorum . yüzlerce Fotografini gördüm. Arkadaslar imkani olan vars lütfen bir gidip görsün

Herne kadar ege bölgesinde olsada yoldan belden uzak ada gibi aydin mugla arasinda yükselen, güneydeki mugla ormanlariyla direk baglantisi olan 80- 100.000 hektarlik besparmak daglari.
- Muhtesem ormanlar daglar,magralar herseyi yerli yerinde mevcut,
- Bölge inanilmaz kayalik volkanik ve sarp oldugu icin büyük ölcekli tarim yapmak büyük yerlesim yeri kurmak hemen hemen imkansiz bu baglamda icinden yol bel gececek durumuda yok zaten.
-millet, gencler ya ovaya ya turizm bögelerine inmis dag baslarindki tarla bahceler yabana karismis,aktif genc nüfus nüfus 1950-60 larin seviyesine inmis belki daha az!
- hayvancilikda minimuma inmis.

Tek eksik bölgeye sahip cikilmasi. ciddi bir yaban hayati reserv alani olarak göz önünde bulundurulmasi.

bakin nasil nallihan yaban koyunlari icn senelerce reserv alani olarak tutuldu ve zamani gelince yerlestirildiyse. Besparmak daglarida ülkenin en muhtesem yaban hayati reserv alan olamya aday hem otcullari hem yirticilari ile. yörehalkinida icine alan genis alanlar ile ilgili calisma küredaglari MP ile basladi oradan elde edilen tecrübeler besparmak daglarinda uygulanabilir mesela, muhtesem yaban hayati potansiyeli, bitki örtüsü flora zenginligi haricinde bölgede onlarca tarihi eski kent, magra yazilari, tarihi eserler var, yani adeta acik hava müzesi..

1940-60 lara kadar yirtici ve yaban hayati söyle
-simdi yok olan en az 30 tane olan belkide ükenin enzengin a.leopari populasyonu,
-c.sirtlan, hatiri sayida
- boz ayilar hala tek tük görülüyor
- halkin ceylan dedigi yirticilarin, yaban domuzu ile beraber avi olan karacalar ve y.kecileri.

zaten bu iki otcul tür tüketilince yirticilar evcil kecilere musallat olmus . buda onlarin sonu olmus. yoksa yok olmalarinin sebebi ne alan kaybi ne orman kaybi ne daglar ne vadiler nede yok olan inler magralar. Hepsi mevcut
tek eksik yok olan iki otculun bölgeye asilanmasi.Bunun pek problem olamayacagi kanatindeyim. Özellikle karadenizde artik ciddi sekilde artmaya baslayan karacalarin eski yasadigi simdi yok oldugu bölgeler yerlestirilmesi pek zor olmasa gerek

adlermut 02.02.2011 13:07
Bu sene ya samsun dağına, ya da muğla denizli arasına gideceğim 10 günlük tek başıma, özellikle o dilek yarımadasını doğu batı istikametinde katetmeyi düşünüyorum..belki iz toz rastlarım bişeylere

leopar7 02.02.2011 12:02
deniz bey aynen öyle, cok dogru.

Ismail bey pars hikayeleri icin alt yapi olusturuluyor iste ..
bunlar sadece buzdaginin görünen kismi, birde görünmeyen tarafi var.

karakulak 02.02.2011 10:55
Toplu mezarlığa benzeyebilir bence..

adlermut 02.02.2011 09:36
Muhteşem hikayeler, bir aralar 1930 ların 40 ların av dergilerini karıştırıyordum lise yıllarında BDkütüphanesinde ,orada da pars hikayeleri vardı, aslında bunları toptan derleyip bir pars kitabı çıkarmak iyi olur.

leopar7 01.02.2011 20:39
birde aydin dan olsun tam olsun besparmakdaglari :)

Bu sıralarda Ilıdağ köyü arazileri Halk arasında “38 Tahriri” diye adlandırılan arazi yapılandırması ile uğraşmaktadır. Çalışmayı adından çok köylüler arasında Dirioğlu adlı memur yönetmekte ve köyde kalmaktadır. Aydın’a gitme ihtiyacı duyduğunda Köy Bekçisi onu at ile Köşk tren istasyonuna bırakır gelirmiş.Zira Köşk’ten Başçayır ve Ilıdağ’a araba yolu yoktur.Yine böyle gece vakti trene yetişmek üzere Köşk’e doğru ilerlerken Hüseyinciler mahallesinin karşısında yolun üstündeki ormandan kedi mırıltısını benzer daha gür mırıltı sesleri gelir. Dirioğlu önceki bilgi ve tecrübesine dayanarak bunun Beşparmak Dağlarındaki tatbikattan tedirgin olan bir Kaplana ait olduğu bilir ancak bekçi Köşk’ten geriye döneceği için onun sorusuna “Çakal veya tilki sesi bunlar. Korkma diyerek geçiştirir.Köşk’e varırlar.Bekçi ata biner ve Ilıdağ’a döner.

Takibeden günlerde Aydın’a gelen Ilıdağlılara ne var ne yok diye sorar, fevkalade bir şey olmadığını öğrenince “Muhitinizde Kaplan var.Dikkatli olun.” Uyarısında bulunur.Bundan birkaç gün sonra Gündoğan Köyü Abacıoğlu yeri mevkkinde Faden Kadın dip zerytini toplamaktadır.Bir ara başını kaldırıp baktığında hayatında hiç görmediği ve bilmediği iri yarı yakışıklı bir yaratık görünce korkar ve “Ey Kocaoğlan senin bana benim sana zararım dokunmasın” diye dua eder.Bir süre bakışmadan sonra ağır ve emin yörüyüşlerle Dikmen tepesine doğru ilerler.Çakal Yörüklerinden Kara Osman oğlu Aydın dağlarındaki yaylaktan havaların soğuması nedeniyle Gündoğan köyüne yakın Dikmen’de konaklamayı düşünmüşler ancak havalar daha a soğumaya başlayınca yüklerini yükleyip davarları ve tavukları olduğu halde bir akşam vakti Gündoğan köyüne inmişler.Ancak güzel bir horozları varmış ki onu yakalayamazlar.Tünekten sabah erken gelip alıp gitmek üzere köye inerler.Sabah tan yeri ağarınca aşiretten Mustafa Ay dikmene gelir tünekten horozun bir yaratık tarından alındığını görür.Kan ve tüylerden takip ederek ormana doğru gittiğinde hayatında hiç görmediği iri kıyım yakışıklı bir yaratıkla karşılaşınca hemen belindeki tabancasına davranır ama yakışıklı yaratık buna izin vermez ve üzerine atılır.Mustafa Ay’ı altına alır ve muhtelif yerlerinden yaralar.Henüz elinde bulunan tabancasını rasgele ateşler.Silah sesinin geldiği istikamete gidince her nasılsa kurtulur.Kanlar içinde köye gelir ve başına gelenleri anlatır.Bu defa kardeş Kazım Ay ağabeyin öcünü almak üzere silahlanır,dikmene gelir ve tarif edilen muhitte karşılaşırlar.O da silahına sarılır.Bu defa yine atılır üzerine Kazım Ay’a daha feci şekilde yaralar.Her nasılsa oda kurtularak köye döner.Ancak karın boşluklarından aldığı tırnak ve diş darbeleri nedeniyle aşırı derecede kan kaybetmektedir.Hastahaneye yetiştirilemeden Kazım Ay vefat eder.Bu defa köyün diğer delikanlıları İsmail Kurt,Hüsnü Kurt ve Hakkı Topbaş silahlanıp aynı muhite gelince boğuşma başlar.İsmail ve Hüsnü Kurt kardeşlerin kalça ve ayaklarını kırar.Hakkı Topbaş hafif yaralı şekilde köye dönerler.Köyde mücadele edecek kimse kalmadığından bu kez Ilıdağ Köyünden yardım istenir.Başta Rıza Ersöz ve Ahmet Karabulut olmak üzere köyün keskin nişancı avcıları kendi yöntemleri ile elde ettikleri bilya biçimindeki “Domuz Kurşunu” tabir ettikleri kurşunlarla Dolma tüfeklerini ve harbilerini,köpeklerini alarak yöreye intikal ederler.Köpeklerin koku almalarından yararlanmak suretiyle Ahmet Karabulut ve Rıza Ersöz “Yakışıklı ve Korkunç yaratığı ormanda yatar vaziyette tesbit ederler. Ahmet Karabulut Rıza ile anlaşır.”Ben iki kaşın arasından atacağım.Sen Kızılcıktan atacaksın.” Diye anlaştıktan sonra silahlarını ateşlemişler ve yakışıklıyı izinin üstünden bile kımıldamasını müsaade etmemişlerdir.”Kaplan Vurulduuuu.” Sesleri taa Dikmen dağından bir anda Ilıdağ köyüne kadar ulaşmış.Bir süre can çekiştikten ve emin olundukdan sonra Kaplanın yanına varırlar.Yara yalnızca iki kaşın arasında Ahmet Karabulut’un attığı yerde vardır ama Rıza Ersöz kurşunun kendine ait olduğunu iddia eder.Ahmet durumu sürtüşme konusu yapamaz.Çünkü Rıza’nın kardeşi Fatma ile nişanlıdır.Tatsızlık çıkarmazlar.

Her iki köy büyük bir tehlikenin ortadan kalkması nedeniyle bir yandan arkasında iki yetim çocuk bırakarak vefat eden Kazım Ay’a ağlarken bir yandanda çok sevinmişler.Kaplanın cesedini sal tabir edilen bir bağlama şekliye dörder kişi tarafından Ilıdağ Köyü Oymaklar meydanına getirirler.Kuyruk ucundan burnuna kadar 18 Karış (Yaklaşık 2.90 metre)dir.Halkın ve çevre köyden meraklıların görüşünden sonra derisi kasaplar marifetiyle yüzülerek devlete hibe edilir.

leopar7 01.02.2011 20:21
ulasmak isterseniz bilgi , size bize, herkese cok yakin :)

adlermut 01.02.2011 20:13
sizde bilgi çok,

leopar7 01.02.2011 20:02
Bir leopar hikayeside Ispartadan, Kaplanli;
“KAPLANLI” GERÇEĞİ

Köyümüzün isminin nereden geldiği, ilginç olması sebebiyle merak uyandırıyor olabilir.Köyümüzün KAPLANLI adını almasına neden olacak olay Musa kahyalardan Hasan Çavuşun başından geçiyor.Hasan Çavuş her mevsim hayvanlarını güdüyor.Kışın kendini göstermeye başladığı günlerde hayvanlarını köye indirirken,boğası geride kalıyor.Çamın tepesine çıkan bir kaplan boğayı fark ediyor ve tabi boğa da kaplanı.Kaplan boğaya saldırırken,pençesini boğanın hörgücüne saplıyor.Cani yanan boğa can havliyle hörgücünü kurtarmaya çalışırken,kaplanın pençesini de koparıyor ve ahırına giriyor. Hasan Çavuş sabah ahıra girdiğinde boğanın hörgücündeki kaplan pençesini görüyor.Dışarıda kar yağdığı için, karın üstündeki kan izlerini takip ederek sarı çamın olduğu yere ulaşıyor.Kaplanı üç bacağıyla dereye inerken buluyor.Köy halkından da yardım alarak kaplanı etkisiz hale gitiriyor.Bu olaydan sonra köyümüzün adı KAPLANLI KÖYÜ,o derenin ismi de KAPLANLI DERESİ oluyor.Köyümüzün adının nereden geldiği de bu olay sayesinde açıklığa kavuşmuş oluyor.

adlermut 01.02.2011 19:42
teşekkürler, çok ilginç

leopar7 01.02.2011 19:35
Eskiden Yörüklerde emanet bırakılan ve ürünlerinden faydalanmak için sürüye katılan ortak mal.

hala yapiliyor mu bilmiyorum.

adlermut 01.02.2011 19:26
Merhaba, Ölmez ana nedir ?

leopar7 01.02.2011 18:28
1950 lerden , bir leopar hikayeside ben vereyim o zaman. yer toros daglari- antalya;

O yıl kış çok sert geçiyordu. Taşharman’daki obasında komşularla otururken soluk soluğa koşarak Delibaş Oğlu Aşçı Mehmet çıkageldi. Çok korktuğundan dili tutulmuş, konuşamıyordu. Su içirip onu konuşturmaya çalıştılar. Sonunda dili açılan Aşçı Mehmet;

"Bir canavar var, hayvanları yiyor." diyebildi.

Bu söz üzerine Sarı Mehmet koşup hayvanları kontrol etti. Baktı ki arkadaşı Hamdi Efendinin keçileriyle birlikte onlarca keçiyi bir canavar yemişti.

Hayatın zorlukları Sarı Mehmet‘e birçok tecrübe kazandırmıştı. Bu keçileri yiyen hayvanın bir kurt olmayabileceğini düşündü. Araştırmaya koyuldu Ertesi gün birde ne görsün Çevlik boğazında bir hayvan devenin burun kısmından tutmuş yemeye çalışıyordu Aşçı Mehmet’in gördüğü canavar bu olmalı diye sessizce ona yaklaşıp baktı. O bir Anadolu Kaplanıydı (Pardus). Sarı Mehmet kaplanın deveyi yiyişini ve nasıl alt ettiğini orada sessizce izledi:

"Vay namussuz vay!” diye söylenip oradan ayrıldı. Obaya varıp durumu herkese anlattı Kendinde olmadığından gidip molla Mahmut’tan bir tuzak(3) aldı. Her yeri kontrol etti ve bu hayvanın Kayaaltındaki Atlamba denilen yerden geldiğini tespit etti. Kayaaltı mevkiinde Yalaktaş denilen yerin yakınında dar bir çığıra tuzağını kurdu. Ertesi sabah geldiğinde gördü ki kaplan tuzağa basıp ayaklarından yakalanmıştı.

Aslında bu hayvanı öldürmek istemiyordu ama başka bir çareleri de kalmamıştı. Hayvanı öldürüp postunu odasında yatağının baş ucuna astı. İlkbaharda yaylaya giderken yeniden Hamdi Efendiye uğradı ve durumu anlatıp keçilerini kaplanın yediğini söyleyip;

“Ben sana yine yağ peynir veririm ama bu ölmez ana artık geçersiz olsun." dedi. Fakat Hamdi Efendi duvardaki kaplan postuna gözünü dikmişti.

“Sarı Memet, ben senden keçi, yağ, bir şey istemiyorum bana şu kaplanın postunu ver, helalleşelim.” dese de Sarı Mehmet;

"Veremem Hamdi Efendi; onda Molla Mahmut’un da hakkı var.” deyip vermedi.

Aradan yıllar geçse de Hamdi Efendi hep keçileri bahane edip postu istedi durdu. Bu konu Sarı Mehmet’in canını sıkmıştı, posttan da Hamdi Efendiden de kurtulmak istedi. Gidip postu sattı, parasının yarısını tuzağın sahibi molla Mahmut’a; diğer yarısını ve iki keçiyle birlikte Hamdi Efendiye verip onu kalbinden sildi. Bu olaydan sonra "Ölmez ana" hiç hatırlanmadı, kaplanı da oralarda bir daha hiç gören olmadı.

Sarı Mehmet'in aklı da sonunda bu kaplanda takılı kaldı. Bu olayı her hatırlayışında;

"Keşke onu öldürmeseydim, ölünce bir defa gördük; ölmeseydi her zaman görürdük.” diye pişmanlığını yıllarca anlattı durdu…