Arazi Notları
Kenyada bol -K-li bir hafta: Fotosafari Türkiye'nin Anonim Memelileri
Kenyada bol -K-li bir hafta: Fotosafari 30.03.2010 11:11

Geçtiğimiz günlerde Kenya'nın meşhur doğasını ziyaret eden üyelerimizden Vildan BOZACI, geziyle ilgili anılarını TRAMEM için hazırladı. Kendisine çok çok teşekkür ediyoruz.


Her yolculukta taptaze bir rüzgar eser ve dünya sonsuza doğru büyürken, yaşamın tadı ve anlamı bambaşka boyutlar kazanır” (Seyahatin Kültür tarihi, Winfred Leschburg).
Her seyahatim öncesinde bu sözleri düşünür ve bu kez nasıl bir rüzgarla savrulacağım, yaşamı bu kez nasıl anlamlandıracağım merakı ile yola çıkarım.
Bir kelebekçi olarak tutkum kelebekler de olsa bu kez rüzgâr daha çok memelilerden ve kuşlardan yana esti… Yola çıkmadan önce “K”lar haftası ilan ettiğim Kenya’da Kocaman Kediler, Kuyruklu Kuşlar, Kıpır Kıpır Kelebekler göreceğimi biliyordum ancak bildiklerim, görsel olarak yaşadıklarımın, hissettiklerimin meğer çok azıymış.
Bazen bilinenler, açıklananlar, araştırmalar, yazılanlar, yaşananlar gizemi azaltmıyor daha da çok artırıyor… İşte benim Kenya seyahatim, sebeb-i Kenya’m, “K”lar haftam da böyle oldu. Aklım kaldı, gönlüm kaldı. Vahşi doğada beş dolu dolu gün geçirmek gizemi azaltmadı; hele ki Ortega’nin “Avcılık Üstüne” kitabını okuduğum bugünlerde daha da çok artırdı.
10-16 Ocak tarihleri arasında Ecologic Travel & Dijital Akademi işbirliği ile altı kişi gittiğimiz Kenya ve özellikle Masai Mara National Reserve büyüleyici doğası ve çeşitliliği ile çok etkileyici…
Altı saatlik yolculuk sonrasında sabah Nairobi’deyiz. Havaalanında bizi iki ayrı araçla karşılayan yerel rehberlerimizle (Mike ve Peter) üçer kişilik ekip oluşturarak yola çıkıyoruz. Yolda durarak olağanüstü Büyük Rift Vadisi (Great Rift Valley)’ni keyifle seyrediyoruz.
Naivasha Gölü Country Club (Lake Naivasha Country Club)’ın bahçesi tüm yorgunluğumuzu alıp götürüyor. Kıyıda kelebekleri, avlanan yalıçapkınlarını, göldeki hipopotamları ve diğer su kuşlarını seyrediyoruz. Gölde tekneyle gezerken avlanan Afrika balık kartalları tüm heybetleri ile üzerimizde uçarken nereye ve hangi hayvana bakacağımı şaşırıyorum.
Nakuru’ya doğru yola çıkıyoruz, Nakuru Gölü Milli Parkı (Lake Nakuru National Park)’na vardığımızda maymunlar her yerde; yol boyunca daha sonra sıkça göreceğimiz impala, babun, ceylan, yaban domuzu, zebra gibi birçok hayvanı izleyerek otele varıyoruz ve hemen araziye çıkıyoruz. Mike’a göre şanslıyız çünkü çalıların arasından çıkmadığı için çoğunlukla görülmesi zor olan siyah gergedanı hemen görüyoruz. Göl kıyısına kadar birçok yaygın türleri görebildiğimiz gibi az sayıda görülen beyaz gergedanları ve çok sayıda bufalo görüyoruz, kıyıda flamingolar ve su kuşları var. Ağaçlarda kuşlar, otların üzerinde kelebekler uçuyor ve biz leopar görmeye gidiyoruz. Yolda Zürafaları görüyoruz, besleniyorlar, ne çok kuş var… Her an başka bir manzara… Kedimiz avlanmış, çalılıkların arasında dolaşıyor ama açıklığa çıkmıyor, akşam olmak üzere ve hava kararmadan otele dönmemiz gerekiyor. Yolda ağaç altında yatan aslanları da görünce beş büyüğün (aslan, fil, leopar, gergedan, bufalo) fil hariç dördünü bir gün içinde görmüş oluyoruz.
Parklarda araçtan inmek kesinlikle yasak, ayağınız toprağa sadece göl kıyılarında basıyor bunun dışında hep araçtasınız, giriş saatleri, sabah araziye çıkış ve akşam dönüş saatleri belirlenmiş ve buna kesinlikle uyulması gerekiyor.
Sabah farklı bir yoldan tekrar leoparı görmeye gidiyoruz, yol boyunca sırtlan, çakal, yırtıcı kuşlar diğer gördüğümüz türlere ilave oldu. Leoparın çıkmasını beklerken araçta kahvaltımızı yapıyoruz ve bir süre sonra yakınımızdaki avına gelip besleniyor, üç dört metre ileride… Çok kısa bir süre çalıların arasından sadece başını net görebildik, fotoğraflarken göz göze gelmek benim için müthiş bir andı... Yolda çamurlu topraktan mineral alan kelebekleri görünce fotoğraflamak için duruyoruz.
Masai Mara National Reserve’deyiz; Sabah yola çıktıktan çok kısa bir süre sonra ilk vahşi doğa manzarası ile karşılaştık, bir bufalo ölüsü etrafında aslanlar biraz ileride sırtlanlar, çakallar, havada uçan yırtıcılar ve günün ilk ışıkları ile beslenme sahneleri… Her an her şey değişiyor, manzara, hayvanlar… Çok etkileyici… Telsizle gelen haber üzerine ağaçta keyif yapan leoparı görmeye gidiyoruz, safarideki tüm araçlar orada… Kedimiz ağaçtan atlayıp otların arasında kayboluncaya kadar seyredip yola devam ederek Mara Nehri’ne gidiyoruz, Tanzanya sınırında, timsahları görmek için nehir kıyısına bu kez silahlı asker eşliğinde yürüyoruz, ayaklarımızın yere bastığı sayılı alanlardan biri burası, büyük göç zamanında timsahlara yem olan hayvanların, vahşi sahnelerin görüldüğü Mara Nehri… Öğle yemeğimizi nehir kıyısındaki güvenli özel düzenlenmiş bir alanda maymunlarla beraber yiyoruz.
Bu sabah çita görmek istiyoruz, arıyoruz… Gezerken birçok tür görüyor ve fotoğraflıyoruz. Gittiğimiz bölgede bir süre daha dolaşıp bulamayınca Masai köyüne gitmeye karar veriyoruz. Köyde bizi şefin oğlu karşılıyor; günlük yaşamlarıyla ilgili bilgi veriyor, erkekler ve kadınlar ayrı ayrı evlilik törenlerindeki dans gösterilerini yapıyorlar sonra yine o uçsuz bucaksız savanlara dönüyor ve tekrar çita arıyoruz, impala sürülerinin olduğu bir alanda iki çıta görüyoruz, bir hareketlenme oluyor, avlanacaklar ama başarılı olamıyorlar, impalalar kaçıyor, etraftaki onlarca zürafa yaklaşıyor, manzara inanılmaz… Çitalar bir ağaç altına çekiliyor bizde onların karşısına park ediyor iki metre ötemizdeki çitaları, kelebekleri seyrederek öğle yemeklerimizi yiyoruz, kelebekler yine her yerde uçuşuyor, birbirlerini kovalıyor… Gün batımını izliyoruz, kızıllık muhteşem… Sıfır enleminde “en”leri yaşıyorum… Ve otele dönüyoruz.
Son günümüz… Sabah otelin bahçesindeki kuşları gözleyip, bahçede geziniyor, güneş tutulmasını anlık yaşıyor sonra otelden ayrılıp araziye çıkıyoruz, son gün sürprizi gergedan görmek oluyor, Masai Mara’da daha zor görülen gergedanla birlikte avlanması zor olduğu için ‘Big Five’ denilen beş büyük türü böylece görmüş oluyoruz.
Havaalanında rehberlerimizle vedalaşarak İstanbul’a dönüyoruz… Sabah güneş doğarken uçağın penceresinden kızıllıkla beraber uçsuz bucaksız uzanan çölü, Nil nehrini, kum tepelerini seyrederken bu bambaşka gizemli kıtayı yıllar önce okuduğum ‘Ekvator Hikayeleri’ ile düşünüyor ve büyüleyici doğasının etkisini hep hissedeceğimi anlıyorum.
Konu ile ilgili detaylı çalışma için; Bozacı,V., 2010, “K” lar Haftası. Cesa News 55: 20-87, 133 figs.
www.archive.org/details/CentreForEntomologicalStudiesAnkaraCesaNewsNr.55

Yazı ve Fotoğraflar: Vildan BOZACI

 

Okunma sayısı.: 1441


Diğer Arazi Notları
Tramem e Göç Başladı ! serhattigrel 16.10.2012 19:13
Türkiye tarihinin en büyük böcek kaçakçılığı rousettus 13.07.2011 22:41
BÜYÜK ÖDÜL... rousettus 19.01.2011 00:10
Serengeti’nin Kalbine Saplanan Yol rousettus 23.11.2010 19:29
TRAMEM yarasa grubu yollarda rousettus 03.10.2010 23:53
KARDEŞ SİTE ve YARASA KORUMA PROJESİ rousettus 16.08.2010 01:30
KARDEŞ SİTE ve YARASA KORUMA PROJESİ rousettus 09.06.2010 14:36
TRAKUŞ Kampı erken başladı rousettus 22.04.2010 02:27
Porsuk (Meles meles) rousettus 01.04.2010 23:17
Böcekçiller (Soricidae ailesi) rousettus 19.02.2010 03:11
Acıgöl-Işıklı Gözlemi berrinakyildirim 30.10.2009 23:46
26 mağara, 30 bin yarasa rousettus 23.10.2009 01:19
10 yılda 37 saniye furtun 16.07.2009 09:06
Dikkat Ayı Çıkabilir! paradax 02.06.2009 13:59
Havada-Karada-Suda... paradax 15.05.2009 23:03